Ayrıntılı Konu Bilgileri
Sayfa BaşlığıKonu: ISPARTA -Aksu İLcesi Efsaneleri
Mesaj SayısıMesaj Sayısı: 0 cevap var
OkumaGösterim: 6692
Google Özel Arama

Gönderen Konu: ISPARTA -Aksu İLcesi Efsaneleri  (Okunma sayısı 6692 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

    sevdaligul

  • Administrator
  • *

  • İleti: 13121
  • Konu: 6231
  • Nerden: Konya
  • Rep: +6511/-0
  • Cinsiyet: Bay
  • GüLe SeVDaLı Bir GeNç
    • MSN Messenger - sevdaligul@gmail.com
    • Profili Görüntüle GüLe SeVDaLı BiR GeNçLiK
  • Çevrimdışı
ISPARTA -Aksu İLcesi Efsaneleri
« : 24 Mayıs 2007, 21:23:30 »


 
EFSANE

ANAM-I AS
Aksunun önceki adı olan Anamas adının nereden geldiğine dair aşağıdaki hikaye rivayet olunur.

Bu yüce dağların kuş uçmaz, kervan geçmez bir köşesindeki babası ölmüş, fakir bir ailenin çocuğu anasının yanlış telkinlerine kapılarak küçük yaştan itibaren işe yumurta çalmak ile başlamış...

O çalmış annesi de gelirleri olmadığı için pişirip beraberce helal demeden haram demeden yemişler. Bu iş yumurta ve tavuk hırsızlığı ile kalmayıp gitgide daha büyük hırsızlıklara yönelmiş, zamanla korkulur bir eşkiya olmuş, yol kesmeye başlamış, nihayet yakasını hükümetin pençesine kaptırmış; kıydığı canların yollarını kestiği mazlumların bedduası onu darağacı altına getirmiş, tam asılacağı sırada abdest almış, 2 rekat namaz kılmış ve ellerini göğe kal­dırarak "Yarabbi bu işlerde benim günahım yok; beni bu kötü yollara anam itti. Ben çaldım o pişirdi, beraber yedik, beni asma "ANAM-I AS" diye yalvarmaya başlamış. Derken onu asmaya görevli olan hükümet adamları bu zavallı delikanlı yiğidin duasını dinledikten sonra onu idamdan bağışlamışlar. İşte kendini bilmez cahil bir ananın teşvikiyle hırsızlığa alışan bu delikanlının hayatında kaçıp saklandığı dağlara Anamas dağları köyünede Anamas Köyü adı verilmiş.

DEDEGÖL

Horasandan üç evliya, bugünkü Yaka Köyünün olduğu yere gelerek yerleşir­ler. Her gün dağın zirvesinde bulunan hocalarının kabri başında sabah namazı kılmaya giderler. Bu evliyalardan birinin adı Hüseyin Dede, diğerinin adı Musa Dede, bir diğerinin ise bilinmemektedir.

Hüseyin Dedenin eşi, her gün kocasının kaybolmasından şüphelenerek hizmetçiye kocasını takip ettirmeye başlar. Bir gün Hüseyin evliya dede hocasının kabri başına namaz kılmak için uçtuğu yer olan aşağı harmana gider. Hizmetçi de Hüseyin Dedeyi takip ederek gözetlemeye başlar. Hüseyin Dede hizmetçiyi görerek yanına çağırır oğlum sen niye buraya geldin diye sorar. Hizmetçide bu gün erkenden uyandım şöyle bir dolaşayım dedim der. Evliya hizmetçiyi aldatıp elindeki asayı orada bulunan bir ağaca değdirerek ağacın başı çok lezzetli armut meyveleri ile donanır. Hizmetçide burada armut yerken Hüseyin Dede asası ile birlikte uçup Hocasının kabri başında namazını kılar daha sonra eve döner. Hizmetçiye Hüseyin Dedenin eşi beyinin nereye gittiğini sorar. Ben armut yerken anında kayboldu der. Eşinin durumundan iyice şüphelenen Hatun hizmetçiye sıkı sıkı tembih eder, yarın sabah sakın aldanma, nereye gittiğini kesin olarak bana öğren der. Ertesi günü sabah yine Hüseyin Evliya Dede aşağı harmana doğru yol alır. Hizmetçide peşine düşer. Hüseyin Dede bir bakar ki yine hizmetçi arka­da, hemen yanına çağırarak gözlerini yummasını söyler ve birlikte dağın zirvesine uçup namaz kılar ve geri dönerler. Hüseyin Dede de bu sırrını hizmetçiye hiç kimseye söylememesini ister. Fakat, hizmetçi olayları olduğu gibi Hüseyin Dedenin eşine anlatır. Hüseyin Dede bunun üzerine bir daha uçamaz. Halk arasında Evliyalara Dede dendiğinden ve dağın zirvesinde olan evliyanın kabrinin de göl kenarında olmasından dolayı bu dağa Dedegöl dağı denilmektedir. İşte Isparta'nın en yüksek dağı olan Dedegöl Dağı (2992 metre) adını bu şekilde almış olup, şu anda yaz aylarında dağcılar tarafından ve dini ziyaret amaçlı bir yer haline gelmiştir. Bir gün Hüseyin Dede'nin bu dağın zirvesinden fırlattığı asasının düştüğü yer bu günkü Yaka Köyünde mezarlık olarak kullanılmakta olup, burada Musa Dede ile Hüseyin Dedenin mezarları vardır. Bu mezarlar halk tarafından ziyaret edilmektedir.

ÇOBANTAŞI

Teke yöresinden sürüleriyle birlikte Dedegöl dağına yaylaya çıkan yörük ağası Teke yöresinin en zenginidir. Sürülerini otlatmak içinde beraberinde iki çoban getirir. Ağanın bir kızı vardır, kız öyle güzeldir ki: Anamas yaylasında güzelliği ile tatlı diliyle herkesin gönlünde yer edinmiştir. Aynı zamanda Ağanın çobanlarından ikisi de kıza aşık olmuşlardır. Kıza yakın olmak ve onunla konuşmak için zaman zaman kavga etmişlerdir. Bu durumu fark eden ağa durumu araştırır ve çobanlarının kızına aşık olduklarını öğrenir. Çobanlan yanına çağırarak duyduğuma göre ikinizde kızıma aşık olmuşsunuz, ikinizi de severim fakat benim bir kızım var, kızımı almak için şu şartı yerine getirmeniz gerekiyor; Şu gördüğünüz kayalığı önce dolaşıp kim çadırıma gelirse kızımı ona vereceğim der. Çobanlar da kıza kavuşmak için çadırdan kayalıklara doğru hızla yol almaya başlarlar. Çobanın biri çadıra erken varmak için kayalıklardan tırmanırken uçarak parçalanır. Diğer çobanda kayalıkları dolaşıp, çadıra ulaşır. Kızı alır. Ölen çoban düştüğü yere gömülür. Sevdiği kız uğruna hayatından olduğu bu kayalıklara çobanın hatırasını yaşatmak için Çobantaşı adı verilir.

DÖRTKARDEŞLER

Zengin, sözü geçen bir yörük ağası sürüleri ile birlikte Dedegöl ve Anamas dağlarının birleştiği Yaka beline gelerek çadırını kurar, sürüsü çok olduğu için bir de çoban tutar. Çoban, uzun boylu, yakışıklı, güvenilir, yardım seven bir gençtir. Bu çoban öyle bir kaval çalar ki çaldığı kavalla kızların gönlünde taht kurar. İnad eden keçi ve koyunları sıraya dizer. Çaldığı kavalla ağa kızının gönlünde de taht kurmuştur. İki genç birbirlerini öyle bir severler ki artık hiç bir şeyi göremez olurlar. Ara sıra buluşup yörük ağası ve dört oğlundan gizli olarak konuşurlar.

Bir gün sabah çoban, sürüyü çaldığı ıslıkla koyunları otlatmak için yaylanın yolunu tutar. Çobanın yaylanın yolunu tutması ile kızın içine bir karamsarlık çöker. O gün diğer günlerden sanki farklıdır. Bu durumu fark eden babası, kızına "kızım ne oluyor sana, bir derdin mi var diye sorar kız yok baba der. Fakat kulağı kavalın sesindedir. Bu sırada koyunları otlatan çobanın önü eşkiyalar tarafından kesilip eli ko­lu bağlanır. Çobanın köpeği eşkıyalara saldırınca eşkiyalar tarafından öldürülür. Ölüm sırası çobana gelmiştir. Çoban yalvararak ne olur beni öldürmeden önce bir kaval çalayım der. Eşkiyalar buna razı olur. Çoban kavalı, eline alarak öyle bir üfler ki kavalın sesi her tarafa duyulur. Fakat bu kaval her zamankinden farklıdır. Çoban kavalında, yolunun eşkıyalar tarafından kesildiğini, kara köpeğinin öldürüldüğünü, koyunların eşkiyalar tarafından götürüleceğini anlatır:

Eşkiyalar çobanı bastı
Kıl bağacık kolumu kesti
Yetişin ağalar
Kara köpek kun kustu.

Bunu duyan kız yiğidinin başının dertte olduğunu anlar. Ağabeylerine durumu anlatır. Onlar önce inanmazlar, fakat bacılarının ısrarına dayanamayarak çobanın arkasından giderler. Görürler ki kız kardeşlerinin dediği doğrudur, gözlerine inanamazlar. Eşkiyalar tarafından çobanın ellerinin kollarının bağlı olduğunu, köpeğin öldürüldüğünü görünce hemen eşkiyalarla çatışmaya girerler. Ne yazık ki bu zalim eşkiyalar bu dört kardeşi bir çam ağacının altında öldürürler. Halk toplanarak büyük bir yas tutar. Bu dört kardeş vuruldukları yerde defnedilirler. Burada bugün dört çam ağacı vardır, hepsi aynı boyda ve aynı kalınlıktadır. Bu mevkiye bu gün dört kardaşlar denmektedir.

YILANIN ÖLDÜRÜLMESİ

Yılanlı ovasında bir vadide (Vadinin yeri rivayetlerde değişik anlatılmaktadır) büyük bir yılan (Ejderha) ortaya çıkar. O vadiye giden bütün hayvanlar yılan (Ejderha) tarafından yutulur. Hiçbir hayvan geri dönmez. Yılanlıoğlu bu yılanı öldüreceğini söyler. Herkes nasıl öldüreceğini merak eder. Yılanlıoğlu bir eşeğin sırtına heybe şeklinde bir tarafına sönmemiş kireç çuvalı, bir tarafına da su tulumunu sıkı bir şekilde bağladıktan sonra, yılanın olduğu vadiye sürer. Sırtındaki sönmemiş kireç ve su tulumuyla birlikte eşeği yutan yılanın karnında kaynayan kireç yılanı öldürür. Ertesi gün yılanın leşine kartalların akbabaların uçtuğu vadiye halk gitmeye cesaret edemez. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra o vadiye sürülen hayvanların canlı olarak dönmesi, yılanın öldüğünü gösterir. Halk kendilerini böyle bir beladan kurtaran kahramanın ailesine Yılanlı oğulları demiştir.

Aklımdaki sensin
Fikrimdeki Sen
Sen tekderdimsin
Gülüm Benim


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter
 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
0 Yanıt
706 Gösterim
Son İleti 23 Nisan 2011, 19:11:02
Gönderen: sevdaligul
0 Yanıt
185 Gösterim
Son İleti 04 Ekim 2013, 16:06:26
Gönderen: Mira
0 Yanıt
153 Gösterim
Son İleti 17 Mayıs 2014, 14:07:39
Gönderen: twitly34
0 Yanıt
105 Gösterim
Son İleti 27 Mart 2015, 04:07:15
Gönderen: Tanitimreklam
0 Yanıt
106 Gösterim
Son İleti 14 Ağustos 2015, 22:17:25
Gönderen: photoman

web hosting Domain Web
İçerik sağlayacı paylaşım sitelerinden biri olan sevdaligul.com forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. sevdaligul.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler sevdaligul@gmail.com  adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde sevdaligul.com  yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.