Reklamlar

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Mesajlar - halukgta

Sayfa: [1] 2 3 ... 24
1
Bugünkü makalemin konusu, Kur’an da çok fazla geçtiği ve Allah bu konuda bizleri uyardığı halde, üzerinde hiç konuşulmayan, hatta bu yanlışı çok fazla yaptığımız “ZAN” konusu üzerine olacak. Önce bu kelimenin anlamını doğru anlayalım ki, ayetlerde Allah bizleri hangi konuda dikkatle uyarıyor, onun farkında olalım. ZAN kelime anlamı olarak, SANI anlamına gelir. Sanıda kanıt ve delil olmadığı halde, bir şeyin öyle olduğunu sanmak, yani zannetmek düşünmek anlamındadır. GÜNÜMÜZDE KULLANILAN BİR BAŞKA KELİMEYLE SÖYLEMEK GEREKİRSE, RİVAYET ANLAMINA GELİR. RİVAYETTE SÖYLENTİ ANLAMINDADIR. Çünkü RİVAYETTE, ZANDA, SANIDA doğruluğundan emin olunamayacak, açık kanıtı delili olmayan söylenti bilgilerdir. Bizlerinde çok fazla kullandığımız bir kelimedir ki, ZANNETMEK, ÖYLE SANMAK aynı anlamlara gelir. Sizce böyle bilgilerle din yaşanır mı? Lütfen unutmayalım, din Allah ın dinidir ve yalnız onun hükümleri ile yaşanır. Onun içinde Allah imanınızı yaşarken, EMİN OLMADIĞINIZ ZAN, SANI, RİVAYET BİLGİLER İLE SAKIN HAREKET ETMEYİN, SANI-RİVAYET SÖZLERİN ARDINA SAKIN DÜŞMEYİN, DİYE BİZLERİ UYARIYOR. Gelelim bu konuda ki Kur’an dan uyarılara.

Necm 28: Hâlbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. ONLAR SADECE ZANNA UYUYORLAR. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez. (Diyanet meali)

Hucurat 12: Ey iman edenler! ZANNIN BİRÇOĞUNDAN SAKININ. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. BİRBİRİNİZİN GIYBETİNİ YAPMAYIN. HERHANGİ BİRİNİZ ÖLÜ KARDEŞİNİN ETİNİ YEMEKTEN HOŞLANIR MI? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. (Diyanet meali)

Bu iki ayet bile ZANNA uymanın, bir Müslüman için ne kadar tehlikeli olduğunu gösteriyor bizlere. Ayete dikkat ettiyseniz, Allah inançlarını yaşarken, ellerinde kesin bir kanıtları, bilgileri olmadığı halde, atalarından kendilerine ulaşan rivayet, zan, sanı bilgileri sanki kesin doğruymuş gibi kabul edip, inanmalarının yanlışlığını anlatıyor ve bizlerde aynı yanlışı yapmayalım diye uyarıyor. Diğer ayette ise, ZAN konusunda uyararak, ZAN yani SANI yani RİVAYET bilgilerin genel çoğunluğu bizleri Allah yolundan saptıracağını ve bizlerin bu bilgilerden sakınmamız gerektiği uyarısını yapıyor. Elbette zan bilgilerin, yani rivayetlerin azda olsa bir kısmı doğru olabilir diyor Allah, ama doğruluğunu anlayabilmemiz içinde, ZAN VE RİVAYET OLMAYAN, EN DOĞRU EN SAĞLAM ALLAH IN VAHYİ İLE ZAN VE RİVAYET BİLGİLERİ KARŞILAŞTIRIP, ONUN ONAYINI ALDIKTAN SONRA İNANMALIYIZ. Allah ne diye uyarıyordu bizleri Nisa 87. ayetinde. “SÖZ BAKIMINDAN ALLAH’TAN DAHA DOĞRU KİM VARDIR!” Eğer bizler bu ve benzeri birçok ayete iman ediyorsak, SÖZLERİN EN DOĞRU EN GÜZELİ OLAN ALLAH IN SÖZLERİNE GÜVENİP, ONLARA UYARAK SANI VE RİVAYETLERİN ARDINA ASLA DÜŞMEMELİYİZ. BİZLER ALLAH EMRETMEDİĞİ HALDE, BUNLARDA ALLAH IN EMRİ DİYE İNANDIĞIMIZ, O KADAR ÇOK ZANLARIMIZ, SANI VE RİVAYET İNANÇLARIMIZ VAR Kİ, DOĞRUSU SÖYLEYECEK SÖZ BULAMIYORUM.

Hucurat suresi 12. ayetinde Allah ın verdiği örnek çok dikkat çekicidir. Birbirinizin gıybetini yapmayın diyor. Gıybet bir kişinin arkasından doğruluğundan emin olamayacağımız, o kişi hakkında hoş olmayan sözlerin söylenmesi anlamındadır. Biz Müslümanlar, Peygamberimize ait olduğunu iddia ettiğimiz, onca rivayetleri neredeyse her gün camilerde ve birbirimize her gün anlatıyor aktarıyoruz. PEKİ, HANGİMİZ BU RİVAYET HADİSLERİN, GERÇEKTEN PEYGAMBERİMİZE AİT OLDUĞUNDAN EMİN OLABİLİR? YA ALLAH IN UYARDIĞI GİBİ, RİVAYET EDİLEN HADİSLERİN BİRÇOĞU YALAN VE İFTİRALARLA DOLU SÖZLERSE, ne olur bizlerin hali hesap günü. Elbette rivayet edilen hadislerin içinde doğru bilgiler, sözlerde vardır ama BUNUN AYRIMINI ELİMİZDEKİ EĞRİ İLE DOĞRUYU BİRBİRİNDEN AYIRAN FURKAN İLE KARŞILAŞTIRIP, DOĞRUYU ORTAYA ÇIKARMALIYIZ. Peygamberimiz mahşerde şahit olarak çağrıldığında, ben bu sözleri asla söylemedim bana iftira atmışsınız, benim ümmetim emin olmadığı SANI, RİVAYET SÖZLERİN ARDINA DÜŞMEZ, BİRBİRİNİN GIYBETİNİ YAPMAZ, yalnız Kur’an ın ipine sarılır dediğinde, sizce bizlerin hali ne olur? DÜŞÜNMEK BİLE İSTEMİYORUM. Kur’an ın ZAN yani emin olamayacağımız RİVAYET bilgiler konusunda bizleri, nasıl uyardığı diğer ayetlere bakalım.

Enam 116: EĞER YER YÜZÜNDEKİLERİN ÇOĞUNA UYARSAN, SENİ ALLAH YOLUNDAN SAPTIRIRLAR. ONLAR ANCAK ZANNA UYUYORLAR VE ONLAR SADECE YALAN UYDURUYORLAR. (Diyanet meali)

Yunus 36: ONLARIN ÇOĞU ANCAK ZANNIN ARDINDAN GİDER. OYSA ZAN, HAK NAMINA HİÇBİR ŞEYİN YERİNİ TUTMAZ. Şüphesiz Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir. (Diyanet meali)

Fussilet 23: RABBİNİZ HAKKINDA BESLEDİĞİNİZ İŞTE BU ZAN VAR YA, SİZİ O MAHVETTİ VE KAYBEDENLERDEN OLDUNUZ. (Mehmet Okuyan meali)

Allah ın ZAN yani SANI, RİVAYET sözlerin peşine takılarak, doğruluğundan emin olamayacağımız bilgilere sanki doğruymuş gibi inanmanın, bizleri Allah ın huzurunda nasıl bir son beklediğine, çok güzel örnekler veriyor ve bunları söyleyenlere Allah, ONLAR YALAN UYDURUYORLAR DİYOR.  Peki, bizler bu uyarılardan dersler alıyor muyuz? Ne yazık ki hayır. Allah, emin olmadığınız bilgilerin ardına düşmeyin diye uyardıkça, bu bilgileri bizler öyle bir konuma getiriyoruz ki, adeta Kur’an ı açıklayan, anlatan olmazsa olmaz bilgiler olduğuna inanıyor, BU HADİSLER/SÖZLER olmasaydı Kur’an anlaşılamazdı, kapalı kalırdı diyerek şirkin batağına, boğazımıza kadar batıyoruz.

Allah Enam 116. ayetinde, çoğunluk rivayetlere inanıyor siz azınlıklara mı uyacağız diyenlerin hatalarını yüzlerine vururcasına, SAKIN ÇOĞUNLUĞA UYMAYIN, ÇÜNKÜ ONLAR ZANNA YANİ SANIYA, YANİ EMİN OLAMAYACAKLARI RİVAYETLERE İNANIYORLAR, ONLARIN SÖZLERİNE İNANIRSANIZ, SİZİ ALLAH IN YOLUNDAN SAPTIRIRLAR, diye uyardığı halde, bizler Kur’an ile buluşamadığımız için hala, yalnız Kur’an ile İslam yaşanmaz diyerek ZAN, SANI, RİVAYET BİLGİLERİ DİN DİYE YAŞAMAYA, ISRARLA DEVAM EDİYORUZ.

Yunus 36 ve Fussilet 23. ayet, çok net ZAN KONUSUNDA yaptığı ikazlarını tekrarlıyor ve iman ettiğini söyleyenlerin çoğunluğunun, atalarının rivayet, zan içeren inançlarını yaşamaya devam ettiklerini ve ZANNIN, RİVAYETLERİN HAK NAMINA ALLAH KATINDA HİÇ BİR DEĞERİNİN OLMADIĞINI ÖZELLİKLE BİLDİRİYOR BİZLERE. Ne yazık ki bizler, rivayet, sanı bilgileri öyle bir konuma getirdik ki, bu rivayet bilgiler adeta Kur’an ın önüne geçirdiğimiz yetmiyormuş gibi, bu sözlerin/hadislerin, ayetlerin hükmünü dahi kaldırdığına inanmakta bir sakınca görmüyoruz.

Fussilet 23. ayet, aslında yaptığımız yanlışlarımıza son noktayı adeta koyuyor ve nasıl uyarıyordu hatırlayalım.  İnancımızı, dinimizi yaşarken Allah ın açıklamadığı, bahsetmediği konuları da Allah a nispet ederek söyleyip, bunlara inanmamızın yani ALLAH KONUSUNDA ZAN DA, SANIDA BULUNARAK RİVAYET EDİLEN SÖZLERE İNANMAMIZIN, BİZLERİ MAHVETTİĞİNİ VE BÖYLECE KAYBEDENLERDEN OLDUĞUMUZ UYARISINI YAPIYOR.

Bizler Kur’an dan uzaklaştırıldığımız için ZAN, SANI VE RİVAYETLERE inanıp, batıl düşüncelerin ardına öyle bir düştük ki, adeta kitap Ehlinin yaptığı yanlışları yaparak, Allah a iftira attığımızın farkında bile değiliz. Fussilet 23. ayete benzer, geçmiş toplumların yaptığı yanlışlara, bir başka örneği de hatırlatmak istiyorum.

Nahl 35: Müşrikler dediler ki “ALLAH’IN TERCİHİ FARKLI OLSAYDI ONUNLA ARAMIZA HERHANGİ BİR ŞEYİ KOYUP KULLUK ETMEZDİK; BUNU BİZ DE YAPMAZDIK ATALARIMIZ DA. Allah’ın haram kıldığından başkasını haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Elçilere, her şeyi ortaya koyan tebliğden başka ne düşer? (Süleymaniye vakfı)

Aslında bu örnek, bizlere çok şeyler anlatıyor ama Kur’an ı yeterli görmeyip, ZAN, SANI VE RİVAYETLERİ din edinirsek, aynı yanlışları, bizlerde yapmaya devam ederiz. Geçmiş toplumlar, yanlış inançlarına Kanıt yarata bilmek ve inançlarına devam edebilmek için, Allah a iftira atmaktan çekinmeyerek, ZANDA BULUNMUŞLAR, yaptıkları büyük günahların sebebi adeta Allah dır deme gafletine düşmüşlerdir. Peki, günümüzde bizler farklı bir yol mu izliyoruz? Lütfen ayetin son cümlesini tekrar okuyunuz. ALLAH’IN ELÇİLERE, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA NE DÜŞER Kİ, DİYE HEM UYARI HEMDE SORU SORUYORSA BİZLERE, NASIL OLURDA BİZLER ALLAH IN ELÇİLERİNİ, ADETA ALLAH IN DİNDE ORTAĞI YAPARIZ? Söyleyecek çok şey var, ama anlamamakta ısrar edip gözleri perdelenmişleri, gönülleri mühürlenmişleri gerçeklerle buluşturmak çok zor.

Ne yazık ki bizlerin Kur’an ile bağımızı kestikleri için, tüm bu gerçeklerden habersiz sanki Allah a inatla,  Kur’an ın uyarılarının tam tersini yapmaya devam ediyoruz. Değerli dostlarım. Allah ın Kur’an da yaptığı uyarı ve ikazlarının farkında olmak istiyorsak, Allah ın bizler için gönderdiği FURKANI, doğru anlayalım ki, EĞRİYLE DOĞRUYU AYIRABİLELİM. Bunu yapmaz da, her söylenene ZANNA, RİVAYETE inanırsak, inanın hesap günü hesabını veremeyen, şaşkınlıklar içinde kalan, Allah a ve Elçisine iftira atan, yüzleri simsiyah kesilmiş, Allah ın kulları arasında oluruz.

DİLERİM CÜMLEMİZ, KUR’AN GERÇEKLERİNİN FARKINDA OLAN, ZAN, SANI VE RİVAYETLERDEN UZAK, İMANINI ARI-DURU ALLAH IN KİTABI KUR’AN A SARILARAK YAŞAMA ÇABASINDA OLAN, KULLARINDAN OLURUZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

 

2
Bizler öyle bir din yarattık ki kendimize, Kur’an dan nasibimizi almadığımız için, Allah Kur’an da ne emrediyorsa onun tersini yapmaya ve kitap Ehlinin yaptığı yanlışları tekrar etmeye devam ediyoruz. Tüm bunların nedeni Kur’an dan uzaklaşmamız ve batılın yolunu inatla izlememizden kaynaklanıyor. Unutmayalım lütfen Allah batıldan ve hurafeden uzak Kur’an ışığında, doğruyu öğrenme çabasında olanların, gönül gözlerini açacağını ve onlara yardımcı olacağını bildiriyor.

Bu makalemde sizlere, inatla yaptığımız bir yanlışımızı hatırlatmak ve üzerinde sizlerin dikkatle düşünmenize vesile olmak istiyorum. Allah Zuhruf suresi 44. ayetinde, bizlerin sorgulanacağımız, sorumlu olduğumuz kitabın, indirdiği vahiy/zikir yani Kur’an olduğundan bahsediyor. Allah diğer ayetlerinde, yalnız Kur’an ın ipine sarılın, sizlere indirdiğim vahye uyun, Resulüm sizleri yalnız Kur’an ile uyarma görevi aldı şeklinde, onlarca bilgiyi veriyorsa, Zuhruf 44. ayetin sonunda sorgulanacağımız kitabın Kur’an olduğu çok açıktır. Yalnız Kur’an ile İslam yaşanamayacağına inandırılmış, atalar dinine inananlar, ne yazık ki ZUHRUF 44.  ayette Allah’ın uyarısı olan, SİZLER KUR’AN DAN SORGULANACAKSINIZ, KUR’AN DAN HESABA ÇEKİLECEKSİNİZ HÜKMÜNDEN RAHATSIZ OLMUŞ OLMALILAR Kİ, BU AYETİN ANLAMINI DEĞİŞTİRMEYE,  İLK CÜMLEDE BAHSEDİLEN İLE SON CÜMLE ARASINI AÇARAK, BAĞINI KOPARMAYA ÇALIŞIP, FARKLI ANLAMLAR VERMEYE ÇALIŞIYORLAR. Çünkü bu kardeşlerimiz, dinlerini yaşayabilmeleri için, Kur’an ın yetmeyeceğine inandırılmışlar da ondan. Bu konuda bir arkadaşım, bakın ayet aslında böyle diyerek, nasıl bir anlam veriyor.

“O KİTAP SANA VE KAVMİNE BİR HATIRLATMADIR; YAKINDA SORGULANACAKSINIZ.” Zuhruf 44 Ayetin aslı bu. Bu ayetler öncesinde Müslümanlardan değil, kâfirlerden bahsediyor. KÂFİRLERİN HZ. MUHAMMED’E İMAN ETMEDİĞİNDEN, HELAK OLMALARI İLE İLGİLİ TEHDİTLERE KULAK ASMAMALARINDAN BAHSEDİYOR. En sonunda da Kur’an diyor ki “YAKINDA SORGULANACAKSINIZ”. Uyanık mealist oraya “ondan” kelimesini hokus pokusla ekliyor. Daha uyanık olanlar da “sadece ondan” kelimelerini ekleyerek tam bir çarpıtma ile iyi bir gol atıyor, ama ofsayt.

“YAKINDA SORGULANACAKSINIZ” DEMEK “DÜNYADA YAPTIĞINIZ HER ŞEYDEN, İNANIP İNANMAMANIZDAN, HER ŞEYDEN BÜTÜN İNSANLAR OLARAK SORGULANACAKSINIZ’ MANASINA GELİYOR. YANİ KUR’AN DIŞINDA PEYGAMBERİN SÖZLERİNE UYMAYIN, SAHABE VE İSLAM ÂLİMLERİNİ TAKMAYIN ANLAMINA GELMİYOR. ALLAH IN SİZİ KUR’AN DAN HESABA ÇEKECEĞİM DİYE GÖNDERDİĞİ BİR AYET YOKTUR, MEALİSTLERİN ÇARPITMASIDIR. BİR TON LAF YAZARLAR ÜSTELİK YERSENİZ.”

Değerli din kardeşlerim, eğer ayetleri kendi nefislerimize ve inançlarımıza göre şekillendirmeye çalışırsak, ancak kendimizi kandırmış oluruz, lütfen unutmayalım. Gelelim arkadaşımızın söylediği sözlere. Bu arkadaşımız ayete öyle bir anlam vermeye çalışmış ki, neredeyse Kur’an ın tamamına ters düşüyor. Allah hükmüme hiç kimseyi ortak etmem, yalnız Kur’an ın ipine sarılın, Kur’an ın sınırlarını aşmayın, Resulüm sizleri yalnız ona indirdiğim Kur’an ile uyaracak dedikten sonra, Kur’an ın hiç bahsetmediği konularda, Resulünün, sahabenin ya da İslam âlimlerinin Allah ın hüküm vermediği konularda, dine ilaveler yapmasına, onların din adına farklı açıklamalarına da uyun, demiş olması mümkün mü sizce? ALLAH IN RESULÜNE UYMAYANLARIN, YALNIZ BU DÜNYADA SORGULANACAĞINI SÖYLEYENLER, KENDİLERİNİ TEMİZE ÇIKARTIP, BATILIN VE RİVAYETLERİN PEŞİNE DÜŞMELERİNİ GÖRMEZDEN GELEREK, SORGULANMAYACAKLARINI ZANNEDİYORLAR.

Önce lütfen unutmayalım, Kur’an ın tamamı, yoldan sapmış kitap Ehline ve ümmi topluma indirilmiştir. Yani Kur’an iman edenlerin tamamını ilgilendirir, hiçbir ayet bizi bağlamıyor bize hitap etmiyor diyemeyiz. SORGULANACAK OLAN HER KİM OLURSA OLSUN, ALLAH IN VAHYİNE YANİ KUR’AN A İNANIP İNANMADIKLARI KONUSUYLA İLGİLİDİR VE BU SORGU MAHŞERDE YAPILACAKTIR. Gelelim Zuhruf 44. ayetin arkadaşımızın açıkladığı şekline.  Söylediği gibi ayette Kur’an kelimesi geçmez, ama O KİTAP, işaret zamiri ile Kur’an dan bahsettiği çok açıktır, bunu zaten Kur’an ın diğer ayetlerinden anlıyoruz. O kitap Resule, iman edenlere bir hatırlatma ve uyarı ise, O kitaba iman etmeyenler hangi konudan, hangi kitaptan sorgu suale çekilecek olabilir? SORUNUN SİZCE CEVABI ÇOK AÇIK DEĞİL Mİ? Allah Elçisine nasıl bir görev verip, hangi kitapla ümmetini uyarma, öğüt verme görevi vermişti hatırlayalım.

Kaf 45: Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O HÂLDE SEN, BENİM UYARIMDAN KORKAN KİMSELERE KUR’AN İLE ÖĞÜT VER. (Diyanet meali)

Demek ki Allah ın Elçisi, Allah ın uyarılarından ikazlarından korkan kimselere, iman edenlere KUR’AN İLE ÖĞÜT VERME görevi vermiş. Ama birileri çıkıyor, yalnız Kur’an dan sorumlu değiliz, yalnız Kur’an dan hesaba çekilmeyeceğiz diyerek, araya sokulan sınırsız beşeri rivayetleri, kaynakları da dinin emri gibi kabul edebiliyor. Arkadaşımız şöyle yazmıştı hatırlayalım. “O KİTAP SANA VE KAVMİNE BİR HATIRLATMADIR; YAKINDA SORGULANACAKSINIZ.” Arkadaşımız ayette kitap geçtiğini yazmış, ama son cümlesinde geçen YAKINDA SORGULANACAKSINIZ sözlerine, öyle bir anlam vermiş ki, ayetin başında bahsedilen konuyla hiçbir bağlantı kurmadan, atalarının rivayet ve sanı inançlarına kanıt yaratma çabası içine girmiş. Yakında SORGULANACAKSINIZ dediğine göre, kitap ehli ya da inkârcılardan bahsediyor bu ayet, bizi ilgilendirmiyor deme cesaretinde rahatlıkla buluna biliyorlar. SORGULAMADA KUR’AN DAN DEĞİL, PEYGAMBERİMİZE İMAN ETMEDİKLERİ İÇİN OLDUĞUNU GÖNÜL RAHATLIĞIYLA SÖYLEYEBİLİYORLAR.  İLGİNÇ OLAN BU KİTAP, ALLAH IN RESULÜNE VE ONA İNANANLARA BİR HATIRLATMA, ÖĞÜT, UYARI OLACAK, BU KİTABA UYMAYANLAR YAKINDA, FARKLI BİR ŞEYDEN Mİ SORGULANACAKLAR?  Hani mahşer günüydü sorgu sual ne oldu? Unuttuk mu bunu, yoksa işimize mi gelmedi? Değerli din kardeşlerim, bahsettiğimiz ayet ve benzeri ayetleri Kur’an dan dikkatle anladığı dilden okuyan ve ayetler üzerinde düşünen bir Müslüman, YAKINDA GÖRECEKLER, SORGULANACAKLAR, YA DA YAKINDA BÜYÜK ÖDÜLÜ ALACAKLAR sözünden mahşer gününden, hesap gününden Allah ın bahsettiğini anlar. Bu ayetlerden örnekler verelim.

Mülk 27: Onu YAKINDA gördüklerinde, inkâr edenlerin suratları asılır ve kendilerine, “İşte durmadan istediğiniz azap budur!” denilir. (Bayraktar Bayraklı)

Mümin 70–71–72: BUNLAR ÖYLE KİMSELERDİR Kİ HEM BU KİTAP KARŞISINDA, HEM DE ÖNCEKİ ELÇİLERİMİZE GÖNDERDİKLERİMİZ KARŞISINDA YALAN SÖYLERLER; NASIL OLSA YAKINDA ÖĞRENECEKLER. HEM DE BOYUNLARINDA HALKALAR VARKEN ZİNCİRLERLE SÜRÜKLENECEKLERDİR. HEM DE KAYNAR SUYUN İÇİNDE… SONRA ATEŞTE KIZARTILACAKLAR. (Süleymaniye vakfı)

Taha 135: Ey Muhammed, de ki: “HERKES BEKLEMEKTEDİR, SİZ DE BEKLEYİN. YAKINDA KİMİN DÜZ YOLUN SAHİPLERİ OLDUĞUNU, KİMİN DOĞRU YOLU BULDUĞUNU BİLECEKSİNİZ!” (Diyanet meali)

Nahl 55–56: Kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlük etmeleri için böyle yaptılar. O HALDE BİR SÜRE DAHA FAYDALANINIZ, FAKAT YAKINDA HAKİKATİ BİLECEKSİNİZ. Kendilerine verdiğimiz rızıktan, ne olduğunu bilmedikleri tanrılarına pay ayırırlar. ALLAH’A YEMİN OLSUN Kİ, UYDURUP DURDUĞUNUZ ŞEYLERDEN, MUTLAKA SORGUYA ÇEKİLECEKSİNİZ. (Bayraktar Bayraklı)

Bu ayetlere benzer onlarca ayet vardır ki, Allah YAKINDA kelimesiyle bizlere, öldükten sonraki hayatımızdan bahsettiğini anlıyoruz. Ayetler çok açık bizlere uyarıda bulunuyor ve diyor ki, DİKKATLİ OLUN, HİÇ ÖLMEYECEKMİŞ GİBİ YAŞAMAYIN. YAKINDA HUZURUMA HESAP VERMEYE GELECEKSİNİZ VE GERÇEKLERİ GÖRECEKSİNİZ. BÖYLECE ALLAH HER AN ÖLEBİLECEĞİMİZ HATIRLATMASINI YAPIYOR BİZLERE. Hatırlayınız ölümden kaçamayacağımızı, nereye saklanırsak saklanalım bizleri ölüm her an ansızın bulacağı uyarısı yapılır Kur’an da. Hatta Kur’an bizlerin zaman akışı ile Allah ın katındaki zaman akşının çok farklı olduğunu anlatmak için, SİZİN KATINIZDA BİN YIL, BENİM KATIMDA BİR GÜN GİBİDİR diyerek, aslında bizlere çok uzun gibi gelen bu dünyada ki yaşamımız, Allah katında çok çok kısa olduğunu anlatıyor. HATTA KONUMUZLA İLGİLİ AYETLERDE ALLAH,  BU DÜNYADA Kİ HAYATIMIZIN KISA OLDUĞUNU HATIRLATMAK İÇİN BİZLERE AYETLERİNDE, YAKINDA GERÇEKLERİ GÖRECEKSİNİZ DİYEREK, BİZLERE HESAP GÜNÜNÜ HATIRLATIYOR.

Gelelim bahse konu ayete. Bu arkadaşımız ve böyle inanlar,  Müslümanların Kur’an dan hesaba çekileceğimiz hükmünden çok rahatsız olmalarının nedeni, bu ayete bu haliyle iman etmeleri halinde, İNANDIKLARI TÜM RİVAYET, SANI VE BATILIN OLUŞTURDUĞU ATALAR DİNİNİN, ÇÖPE GİDECEĞİ TEHLİKESİ İLE YÜZ YÜZE GELMELERİ RİSKİNİ TAŞIDIKLARINDANDIR.  Ayeti bu şekliyle kabul etmemek için, indirilen kitabın Allah ın Resulüne ve ona inananlara hatırlatma, uyarı ve ikaz olduğunu söylemelerine rağmen, ayetin sonundaki YAKINDA SORGULANACAKLAR  sözünden Kur’an dan değil, inkarcıların Allah ın Resulüne iman etmemelerinden dolayı,  yakın bir zamanda sorgulanacaklarından bahsettiğine inanmaları, ancak nefislerinin kendilerini aldatmaktan, oyalamaktan  ve ayetin anlamını değiştirmekten başka bir şey değildir.  Elbette Allah ın Resulünün tebliğine uymayan, ya da uyduğunu söyleyip batılın peşine düşenler, hesap günü Allah ın vahyinden sorguya çekilecekler ve asla bundan kaçamayacaklardır.

LÜTFEN UNUTMAYALIM, BU DÜNYADA YAPTIKLARIMIZDAN, MAHŞERDE SORGU SUALE ÇEKİLECEĞİZ. ÇÜNKÜ HEPİMİZ BU DÜNYADA ÖZGÜR İRADEMİZLE İMTİHAN OLUYORUZ VE İMTİHANIMIZIN DA KAYNAĞININ, REHBERİNİN, YOL GÖSTERİCİ NURUN ALLAH, KUR’AN OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. KİMİN NEYE, KİME İNANACAĞI KENDİSİNE KALMIŞ. BAKIN ALLAH GÖNDERDİĞİ KİTAP/KUR’AN İÇİN NE DİYOR. KARAR SİZLERİN.

“YEMİN OLSUN, SİZE ÖYLE BİR KİTAP GÖNDERDİK Kİ, ÖĞÜT VE UYARINIZ/ZİKRİNİZ/ŞEREFİNİZ YALNIZ ONDADIR. HÂL AKLINIZI ÇALIŞTIRMAYACAK MISINIZ?” (Enbiya 10)

Aklını kullanmayanlara, inatla batılı ve rivayetleri din edinenlere söyleyecek tek bir sözümüz vardır. “SİZİN DİNİNİZ SİZE, BENİM DİNİM BANADIR!” Kâfurun suresi 6. ayet.

LÜTFEN UNUTMAYALIM, ÖĞÜDÜNÜ VE UYARISINI KUR'AN DAN ALAN, ELBETTE KUR'AN DAN SORUMLU OLACAK, KUR'AN DAN HESABA ÇEKİLECEKTİR.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

3
Bu makalemde sizleri, çok önemli bir konuda düşünmeye davet etmek istiyorum. Bir an şöyle düşünelim. Biz günümüzde değil de,  Peygamberimizin döneminde yaşadığımızı farz edelim. Hemen Kur’an dan aldığımız bilgileri hatırlayalım ve O dönemle ilgili Kur’an ın bahsettiklerini şöyle bir gözden geçirelim. Yahudiler ve Hristiyanlar öyle bir din yaşıyorlardı ki, genel çoğunluğunun Allah ın indirdiği din ile hiçbir alakası kalmamış, atalarından kendilerine intikal eden, rivayet inançları da din edindiklerini görüyoruz. Onun için Allah yeni bir kitap ve uyarıcı Elçi gönderme gereğini duymuş. Hatırlarsanız Kur’an sürekli, atalar dini konusunda uyarır ve ikazlar yapar.

Her iki toplumda bir birini suçluyorlar, yanlış yoldasınız bize katılın ki cennete gidesiniz diyorlar. Yine Kur’an dan aldığımız bilgilere göre,  Yahudi ve Hristiyanlar Allah ın indirdiği kitap ile yetinmediklerinden kendilerine edindikleri veli kişileri öyle putlaştırmış ve onların sözleri ile doğru yolda olabileceklerine ve böylece cennete gideceklerine inanıyorlardı. Hatta Kur’an ın ismen zikrettiği LAT, MENAT VE UZZA isimli kişilere öyle bağlanmış ve bu kişileri şefaatçi edinerek, Allah katında günahlarının affettirileceğine inanıyorlar, hatta bu kişilere kurban kesiyorlardı. Günümüz deyimiyle bu isimler aziz, azize, yüce kişi anlamlarına geliyor ve kitap ehli bu kişileri tanrı kabul etmiyor ama Allah katında sözü dinlenecek kişiler olarak kabul ediyorlardı. Çünkü Yahudiler ve Hristiyanlar tıpkı bizler gibi, Allah ın tek ilah olduğunu biliyorlardı. Bu isimlere bu kişilere yükledikleri anlamların hepsi, atalarının rivayet sözlerinden başka bir şey değildi. Kur’an bu konuda bilgi veriyor ve bunlar onların zanlarından başka bir şey değildir diyor.

Düşünmeye devam edelim. Gözlerimizi kapatalım ve O devirde bizlerin yaşadığımızı hayal etmeye devam edelim. Sizler nasıl bir inancı seçerdiniz? HER İKİ İNANÇTA ALLAH IN EMRETTİĞİ YOLDAN SAPMIŞ VE ATALARININ İNANÇLARINI ÖN PLANA ÇIKARTIP YAŞIYORLAR. Sanırım anne ve babamız hangi inancı seçmişse, bizlerde o inancı seçerdik diyebilirsiniz. Buda genel çoğunluğunun zaten yaptığı bir seçim. Bugünde öyle yapmıyor muyuz? Peki, bu seçimi nasıl yapıyoruz burası çok önemli. Anne ve babamızın seçtiği inancı tarafsız bir şekilde belirli yaşa geldiğimizde, araştırıp doğruyu bulabilmek adına, çaba harcıyor muyuz? Eğer bu çabayı göstermiyorsak günümüzde, O devirde yaşamış olsaydık aynı şekilde anne ve babamızın inancına sorgusuz tabi olurduk.

SİZLERE ŞÖYLE BİR SORU SORMAK İSTİYORUM. CAHİLİYE DÖNEMİNDE, YAHUDİ YA DA HRİSTİYAN OLARAK YAŞIYOR OLSAYDINIZ, ALLAH IN NE YAHUDİ NEDE HRİSTİYAN OLMAYAN, ÜMMİ OLAN YANİ HİÇBİR KİTAP EHLİNE TABİ OLMAYAN BİR KİŞİNİN, ALLAH IN YENİ ELÇİSİ OLDUĞUNA İNANIR MIYDINIZ? BU SORUYA LÜTFEN TARAFSIZ VE DÜŞÜNEREK KENDİ NEFSİNİZE CEVAP VERİNİZ. Hatırlatırım Allah, Hem Tevrat ta hem de İncil de, yeni bir Elçi geleceği bilgisini vermiş. Ama Allah kitap ehli arasından değil, onların dışından bir kulunu Elçi seçiyor. NEDEN OLABİLİR? Bu soruların doğru cevabını bulamıyorsak, bugün günümüzde de kitap Ehlinin yaptığı aynı hataları mutlaka bizlerde yapıyoruz demektir.

O devirde yaşayıp ölmüş olsaydık ve hiç araştırmadan atalar dine inansaydık, sanırım mahşerde hesabımızı veremeyenlerin safında olacağımız çok açıktır. Elbette geçmiş toplumların içinde yani Yahudi ve Hristiyan toplumların arasında, çok azınlıkta olsa, doğru yolda olanların varlığını Kur’an dan öğreniyoruz. Peki, onlar ne yapmış olmalı ki bu azınlık iman edenlerin arasına girmiş olsunlar, burası çok öneli. Bunu da yine Kur’an dan öğreniyoruz, batıldan ve hurafeden uzak, Allah ın indirdiği kitaba sarılanlar yani atalarının inancından uzaklaşanlar olduğu anlaşılıyor.

Allah gönderdiği tüm kitaplarında, daha sonra gelecek bir Resul olup olmayacağını bildirdiğini söylüyor Kur’an da ve Hz. Muhammed den sonra başka bir Nebi gelmeyeceği bilgisini veriyor. Yahudiler ve Hristiyanlar, aslında bir Resul bekliyorlardı, çünkü her iki kitapta da bir RESULÜN, TEBLİĞCİ UYARICININ geleceği bilgisi vardı. Peki, Hz. Muhammed i neden Resul olarak kabul etmemekte ısrar etmiş olabilirler? Çünkü Peygamberimiz ÜMMİYDİ. Söylediğim gibi, ne Yahudilere nede Hristiyanlara tabi olmamış, gerçeklerin arayışında olmuştu. Sizce neden tabi olmamıştı? Burası çok önemli. ÇÜNKÜ ALLAH IN RESULÜ, O DEVİRDE YAŞANAN DİNİN ALLAH IN EMRİ BİR DİN OLMASININ MÜMKÜN OLAMAYACAĞINI, BİRAZ DÜŞÜNDÜĞÜNDE FARK EDEBİLİYORDU DA ONDAN. ALLAH IN ELÇİSİ BÖYLE BİR İNANCA TABİ OLMAKTANSA, GERÇEKLERİN ARAYIŞINDA OLURUM DİYORDU. DEMEK Kİ BATILIN VE HURAFENİN İÇİNDE OLMAKTANSA, ONLARDAN UZAK GERÇEKLERİN ARAYIŞINDA OLMAK, ALLAH KATINDA DAHA MAKBUL OLAN OLDUĞU ANLAŞILIYOR. LÜTFEN BUNU BİRDE GÜNÜMÜZ İSLAM ANLAYIŞI İLE KARŞILAŞTIRINIZ, NASIL BİR YANLIŞIN İÇİNDE OLDUĞUMUZU İŞTE O ZAMAN DAHA İYİ FARK EDECEKSİNİZ. İlginç olan Yahudi ve Hristiyanların inancında, yeni bir Elçinin geleceği bilgisi var. Ama hiç birisi artık bunu beklemiyor, kendi atalar inancı ile yetinmek istedikleri anlaşılıyor. Düşündürücü değil mi?

Yahudiler ve Hristiyanlar,  Allah bir Elçi gönderecek olsaydı, bizlerin arasından gönderirdi diye Peygamberimize inanmak istemiyorlardı. Ama Allah batılın ve sanının ardından gitmektense, bu inançlardan uzak duran ama gerçeklerin, doğrunun arayışında olan, yaşamıyla örnek, doğru, dürüst, yardım sever, adaletli bir kulunu Resul olarak seçmişti. İşte bizlerin bu gerçeklerden alacağımız, çok önemli bir ders vardır. Ama bu dersi almak istemediğimiz, çok açık anlaşılıyor. SİZLERE SORMAK İSTERİM. ALLAH TEKRAR BİR RESUL GÖNDERECEK OLSAYDI, TABİ GÖNDERMEYECEĞİNE KUR’AN DA AÇIK HÜKMETMİŞTİR, SİZCE BUGÜN BATIL SANI VE RİVAYETLERLE YAŞANAN, DİNDE BÖLÜNMEYİN EMRİNE UYMAYIP BÖLÜNEN, MEZHEP, CEMAAT VE TARİKAT İNANCINA TABİ OLANLARIN İÇİNDEN RESUL SEÇER MİYDİ?  Yorumunu sizlere bırakıyorum. Aklını zerre kadar kullanan, rivayetlerden uzak Allah ın Elçisini örnek alan, her sorunun doğru cevabını Kur’an dan bulacaktır.

Değerli dostlarım. Allah Kur’an da Resulüm sizler için güzel bir örnektir diyor. Ama bizler asıl örnek almamız gereken, onun ümmi oluşunun nedenlerini araştırmadık. Doğru, dürüst, adaletli, güvenilir ve yardım sever niteliklerinin yanında, ısrarla Allah ın neden ümmi bir resul seçtiğinin gerçeklerini, hep toplumdan gizledik ve Allah ın bu örnekliği ile bizlerden neler istediğini, anlamak istemedik. Birde utanmadan, Ümmi kelimesine okuma yazma bilmeyen anlamını vererek, gerçekleri gizleyebilmek adına, Alla ın Resulüne saygısızlık yaptık. Hâlbuki Kur’an ümmi kelimesinin anlamını açıklıyor ve Kitap ehline tabi olmayanlar diye bilgi veriyor.

Allah ın Elçisinin yaptığı gibi doğru, dürüst gerçekleri araştırmadan inandığımız içindir ki bizler günümüzde, kitap ehlinin yanlışlarına düştük, hatta o yanlışı elimizdeki apaçık nur olan Kur’an dan görmek istemedik. Çünkü Kur’an ı anlaşılmayan, detaysız ve herkesin anlayamayacağı bir kitap ilan ettik. Ondan sonrada huzurun ve adaletin, yardımlaşmanın olmadığı bir dünya yarattık kendimize. BÖYLE OLUNCA DA NAMAZ KILAN, BOLCA DUA EDEN AMA DUALARI KARŞILIK BULMAYAN BİR TOPLUM OLDUK. BUNUN NEDENLERİNİ İSE HİÇ ARAŞTIRMADIK. ÇÜNKÜ BİZLERİN KUR’AN İLE BAĞINI KESTİLER VE EDİNDİĞİMİZ RUHBANLAR NE SÖYLERSE ONU DİN ZANNEDİP, YAŞAMAYA DEVAM EDİYORUZ.

DİLERİM KUR’AN GERÇEKLERİNİN FARKINDA OLAN VE ALLAH IN RESULÜNÜN ÜMMİ OLUŞUNUN NEDENLERİNİ VE ALLAH IN NEDEN KİTAP EHLİNDEN DEĞİLDE, ÜMMİ BİR RESUL SEÇTİĞİ GERÇEKLERİNİN FARKINA VARAN VE ALLAH IN RESULÜNÜ ÖRNEK ALAN BİR TOPLUM OLURUZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

4
Bugünkü makalemin konusu, “EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR” sözü ile ne kast ediliyor olabilir, konusu üzerine olacak. Günümüzde bu cümleye şöyle bir anlam veriliyor ve karşı çıkılarak şöyle söyleniyor. “EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ ALLAH IN DIR.”  Gelelim Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir sözüne.  Bildiğiniz gibi bu söz TBMM duvarında yazıyor. Peki, nasıl bir anlamı var da bu cümle, halkın seçtiği ve ülkeyi yönetenlerin bulunduğu bir mekân da yazıyor.

Egemenlik kelimesi üzerinde önce duralım. Bu kelime egemen olma yani YETKİ SAHİBİ, HÂKİM OLMA, YÖNETME, anlamlarına geliyor. Cümlemizi hatırlayalım, egemenliğin yani BİZLERİ YÖNETECEKLERİ SEÇME HAKKININ VE ONLARA YÖNETME YETKİSİNİN VERİLMESİ, böylece hâkim olma gücünün, MİLLETİN ELİNDE OLDUĞUNU SÖYLÜYOR. Hatırlatmak isterim, bu cümlede geçen konu, anlatılmak istenen, toplumların yönetilmesi ile ilgilidir, yani toplumların kendilerini yönetecek liderleri seçmesi ile ilgilidir, dini bir konu ile hiçbir ilgisi yoktur. Konuyla ilgili Kur’an dan ayeti, hemen hatırlayalım. Bakın Allah iman edenlere nasıl bir uyarı yapıyor.

Nisa 58: Şüphesiz ki Allah size, EMANETLERİ EHLİNE VERMENİZİ VE İNSANLAR ARASINDA HÜKMETTİĞİNİZ ZAMAN ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMRETMEKTEDİR. Allah size ne kadar güzel öğütler veriyor! Şüphesiz ki Allah duyandır, görendir. (Mehmet Okuyan meali)

Demek ki Allah, bizleri yönetecek ve bizlere hükmedecek kişileri, ehil insanlardan seçmemizi istiyor ve bir başka ayetinde de, seçtiğimiz yöneticilerimize uymamızı emrediyor. Yani Kur’an demokrasiyi emrediyor. Babadan oğla geçen krallığı değil.  Devleti yönetecekleri, bizler seçiyorsak ve bu Allah ın emri ise Meclisimizin duvarında, BİZLERE EGEMEN OLACAK YÖNETİCİLERİ, BİZLERİN SEÇMESİ İSTENİYORSA, DEMEK Kİ ASIL EGEMEN GÜCÜN MİLLETİN OLDUĞU ANLAŞILIYOR. BUNUNDA ALLAH IN EMRİ OLDUĞU AYETLE, ÇOK AÇIK SABİTTİR. TBMM MECLİSİNDE BU SÖZÜN YAZILI OLMASI, BİZLERİ YÖNETEN MİLLETVEKİLLERİNE, AÇIK BİR UYARIDIR, HATIRLATMADIR. Bu uyarı ile bizler milletvekillerine, unutmayın bizleri doğru yönetmez de, kendi çıkarlarınıza işler yapar, adaletsiz kanunlar çıkartırsanız, hükmetme yetkisini sizden alırız diyoruz.

Nisa suresi 58. ayetin devamında, bizlerin seçtiği ve halkın hükmetme yetkisini verdiği kişilere, Allah ın uyarısı da çok önemli. Halktan hükmetme emanetini alanların, ADALETLE HÜKMETMESİNİ ÖZELLİKLE ALLAH EMREDİYOR.  Çünkü Kur’an ın yani İslam ın özü adalettir. Allah bizlerin adaletli olmamızı emreder ve dinimizi yaşarken, bir başkasının asla müdahale etmesine izin vermez ve dinde zorlama yoktur diyerek, bizlerin Kur’an dan imtihan olduğumuz uyarısını yapar. YANİ İNANCIMIZI YAŞARKEN DEVLETİ YÖNETENLER, SEÇTİĞİMİZ VEKİLLER, BİZLERİ İNANCIMIZ ADINA ZORLAYAMAZ YA DA BİZLERE YÖN VEREMEZ. AMA KUR’AN IN, TOPLUMUN UYMASI GEREKEN GENEL KURALLARI KONUSUNDA KANUNLAR ÇIKARTIR, ÖNLEMLER ALIR VE TOPLUMUN ÖZGÜRCE İNANCINI YAŞAMASINA ORTAM HAZIRLAR. Ayetin son kısmında da, Allah ın biz kullarına bu konuda öğütler verdiğini bildiriyor. Peki, hangi konuda öğüt veriyor olabilir? SİZLERİ YÖNETECEK LİDERLERİNİZİ, ÖYLE İNSANLARDAN SEÇİN Kİ, EHİL İNSANLAR OLSUN VE SİZLERİ ADALETLE YÖNETSİN, SİZLERE ADALETLE HÜKMETSİN.

Buradan da anlıyoruz ki, EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR sözünden kast edilen, bizleri yönetecek yöneticilerimizi seçme yetkisi gücü, biz halkındır. Egemen kelimesinin anlamı, BUYRUK SAHİBİ, HÜKÜMRAN ANLAMINDADIR. HATIRLATMAK İSTERİM VERDİKLERİ BUYRUK, EMİR VE HÜKÜMRANLIK DİNİ KONULARDA DEĞİL, GÜNÜN ŞARTLARINA GÖRE, TOPLUMUN İHTİYAÇLARINI KARŞILAMA, KARŞILAŞTIĞI SORUNLARI GİDERMEK ADINA ÇIKARDIĞI KANUNLARDIR. BU KANUNLARDA SABİT DEĞİLDİR, GÜNÜN ŞARTLARINA GÖRE, GEREKTİĞİNDE DEĞİŞEBİLİR. Seçtiğimiz yöneticiler, eğer görevlerini gereği gibi yapmayıp, adaletle hükmetmezse, belirli bir zaman için seçtiğimiz yöneticileri, hemen değiştirip ehil insanları seçeriz, çünkü egemenlik milletindir. BUDA EGEMENLİĞİN VERDİĞİ YETKİDİR, GÜÇTÜR. Allah Elçisini nasıl ikaz ediyor ve Maide suresi 42. ayetinde ne diyordu? “RESULÜM! EĞER HÜKÜM VERİRSEN, ARALARINDA ADALETLE HÜKÜM VER. “Çünkü Peygamberimiz Allah ın Resulü olduğu gibi, toplumun devlet başkanıydı ve günün koşullarına, ihtiyacına göre dini konuların dışında kanunlar çıkartıyordu, gerektiğinde değiştiriyordu. Gelelim diğer konuya. Önce bazı ayetleri hatırlatmak istiyorum.

“HÜKÜM YALNIZ ALLAH’INDIR. O, YALNIZ VE YALNIZ KENDİSİNE KULLUK ETMENİZİ EMRETTİ.” (Yusuf 40)

“HÜKÜM YALNIZ ALLAH’IN DIR. BEN YALNIZ O’NA DAYANDIM. TEVEKKÜL SAHİPLERİ DE ONA GÜVENİP DAYANSIN!” (Yusuf 67)

“YARATMAK DA EMRETMEK DE YALNIZCA O’NA AİTTİR. YARATMAK DA EMRETMEK DE YALNIZCA O’NA AİTTİR.” (Araf 54)

“AYRILIĞA DÜŞTÜĞÜNÜZ HERHANGİ BİR KONUDA HÜKÜM VERMEK ALLAH’A AİTTİR. İŞTE BU ALLAH, BENİM RABBİMDİR. O’NA DAYANDIM VE O’NA YÖNELDİM.” (Şura 10)

“ONLARIN, O’NDAN BAŞKA HİÇBİR DOSTU DA YOKTUR. O, HÜKMÜNE HİÇBİR KİMSEYİ ORTAK ETMEZ.” (Kehf 26)

Bakın bu ve benzeri onlarca ayetinde Allah, dini konularda hükmü yalnız ben veririm, yalnız ben hükmederim diyor. Yani bizlerin seçtiği ehil yöneticiler, lütfen dikkat EHİL diyorum, bizleri dinimiz ve imanımız adına yönlendirecek kanunlar çıkartamaz, Allah ın kanunlarına ters düşen hiçbir hükümde bulunamaz, KUR’AN IN EMRETTİĞİ, TOPLUMUN UYMASI GEREKEN KANUNLARI İLE YÖNETMESİ GEREKİR. Bizlerin seçtiği yöneticiler, Kur’an ın bahsetmediği, hüküm vermediği sınırlama getirmediği, hayatımızın diğer tüm konularında günün, çağın ve ilmin şartlarında kanunlar çıkartarak, toplumu adaletle huzurla yönetmekten sorumludur. ÇÜNKÜ BİR MÜSLÜMAN, KUR’AN IN KİŞİSEL BİREYSEL OLARAK SORUMLU TUTTUĞU KONULARINDAN, HÜKÜMLERİNDEN BİZZAT KENDİMİZ SORUMLUYUZ. İMTİHANIN DA GEREĞİ, BU DEĞİL Mİ ZATEN. TBMM inde yazan, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir sözünü de, bu düşünce ışığında anlamalıyız. Çünkü Allah kendi yöneticilerimizi seçme hakkını bizzat bizlere vermiş ve O yöneticileri Ehil insanlarda seçme uyarısını da yaparak, onların çıkardıkları kanunlara uymamızı emretmiştir. Burada bahsedilen egemenlik, bizleri yönetecekleri seçme egemenliğimizdir. GEREKTİĞİNDE YÖNETİCİLERİMİZDEN DE, BU YETKİYİ GERİ ALMA GÜCÜMÜZDÜR.

Egemenlik kayıtsız şartsız Allah ın dır sözü, ne yazık ki bazı gerçeklerin üstünü örtmeye çalışan ve toplumun aklını karıştırma çabasında olanların söylemleridir. ELBETTE DİN ADINA EGEMEN OLAN YANİ HÜKMEDEN, HÜKÜM KOYAN YALNIZ ALLAH TIR. ALLAH ELÇİSİNE BİLE, KENDİSİ DIŞINDA HÜKÜM KOYMA YETKİSİNİ VERMEMİŞ VE İNDİRDİĞİM KUR’AN İLE KULLARIMA HÜKMET EMRİNİ VERMİŞTİR. Lütfen  Kur’an dan araştırınız, Allah dinde hüküm vermek yalnız Allah a aittir dediği halde, bunun tam tersini inancında yaşayarak, ne yani Peygamberimiz postacı mıydı söylemleri ile Allah ın Elçisini dinde hüküm ortağı yapmakla kalmayan, dinde sakın bölünmeyin diye uyaran Allah a inat, dinde bölünmekte zenginlik vardır diyerek mezhep imamlarının da, dinde hükümler vereceğine inanmakta bir sakınca görmemişlerdir. LÜTFEN BUNLARIN TUZAKLARINA DÜŞMEYELİM.

Eğer bizlerin seçtiği yöneticiler, günümüzde inancımıza ters düşen hükümler çıkartıyor, ya da geçmişten gelen inancımıza uymayan yanlış kanunları değiştirmiyorlar sa, bu yöneticiler bizleri Allah ile aldatıyorlar, bizleri oyalıyorlar demektir. Allah bu yetkiyi bizlere verdiği halde, bizler hala Ehil olmayan kişileri yönetici seçiyorsak, bu yanlış davranıştan onlar kadar, bizlerde suçluyuz, sorumluyuz demektir.

DİLERİM ALLAH IN UYARI VE İKAZLARINDAN HABERİ OLAN, ALLAH İLE ALDATILMAMIŞ, ALLAH IN HALİS KULLARINDAN OLURUZ. YÖNETİCİLERİMİZİ DE EHİL İNSANLARDAN SEÇERİZ. LÜTFEN UNUTMAYALIM, ALLAH BİZLERİ YÖNETECEK KİŞİLERİ SEÇME, YANİ EGEMENLİK HAKKINI BİZLERE VERMİŞTİR. BU HAKKIMIZI LÜTFEN, DOĞRU VE YERİNDE KULLANARAK, EHİL İNSANLARI YÖNETİCİ SEÇELİM.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

5
Allah Kuran da öyle bir toplumdan bahseder ki, bu toplum Allah ın emirlerine karşı geldiği için,Allah bu toplumu şiddetle cezalandırdığı, hatta diğer kavimlere, toplumlara helal olan şeyleri, bu topluma haram kıldığından bahseder Kuran da. Sanırım bu toplumun kimler olduğunu hemen anladınız. İşte bizler, Allah ın Kuran da özel olarak birçok örnek verdiği bu toplumu, kendi geçmişlerindeki izlerinden, yaptıklarından çok iyi tanımalıyız, araştırmalıyız ki, atalarının izlediği yanlış yolundan, günümüzde gidip gitmediklerini anlayabilelim.

Bugün dünyanın başına açıkça bela olan Yahudileri, çok iyi tanımalıyız. Geçmişte Allah ın hışmına uğramış bir nesil, eğer aynı yol ve yöntemi bugünde kullanıyorsa, aynı yanlıştan kurtulamamışlar demektir. Bugün sizlere Yahudilerin, aynı kutsal kitap gibi gördükleri, geçmiş tarihlerini anlatan ve bu günde yaşamlarına geçirip örnek alan, atalarının yaptıkları yöntemi hala benimsediklerini, 12 kutsal saydıkları tarihi kitaptan birisi olan ESTER başlıklı bölümünden alıntılar yaparak, zihniyetlerini daha iyi anlamanıza yardımcı olmak istiyorum. ŞUNU HATIRLATMAK İSTERİM, HER YAHUDİ ELBETTE AYNI DEĞİLDİR, AMA GENEL ÇOĞUNLUĞUNUN, ATALARININ İZİNDE OLDUĞUNU SÖYLEYEBİLİRİM.

Geçen gün Yahudilerin yaptıkları anlaşılan bir filimde, ESTER konusunu işleyen KADERİN ÇAĞRISI ismiyle, bir özel kanalda yayınlanan filmi seyrettim. Film Yahudilerin Ester konusunu sinsice işledikleri, kendilerini masum gösterip, Yahudilere karşı tavır alan, sanki Kralın yanında yalnız bir yöneticinin marifeti gibi gösterilip, güzel bir sonla bitiriliyor film. Fakat kendilerinin kutsal saydıkları 12 kutsal kitaptan olan ESTER bölümünde yazılan, Esterin kraliçe olup, Krala istediğini yaptırmaya başladıktan sonra olanlar, Yahudilere düşman olan topluma karşı yaptıkları soy kırım, filimde hiç işlenmemiş ve tek kelime dahi bahsedilmiyor.

İşte sizlere, cesaret edip filimde tek kelime dahi bahsedemedikleri, Esterin kraliçe olduktan sonraki Yahudilerin, kendilerine karşı olan toplumlara, yöneticilere davranış ve hareketlerinden, kendi inandıkları, kutsal saydıkları kitaplardan alıntılar yaparak, anlatmak istiyorum. Toplumların arasında asi, itaatsiz, kanunlara uymayan davranışlarından dolayı cezalar verilmekten kurtulan Yahudiler, kendilerine ceza vermek ve ülkelerinde isyanı önlemek isteyen yöneticilere ve birlikte yaşadıkları toplumlara neler yaptığını, kendi kitaplarından aldığım alıntıdan ibretle lütfen okuyunuz. Makalem uzun olabilir, lütfen sabırla okuyunuz. Önce ESTER bölümden sizlere bir özet yapmak istiyorum ki, konu daha iyi anlaşılsın.

Ester bir Yahudi kraliçedir. Kraliçe olmadan önce, Kralın yanındaki yöneticiler, Yahudilerin yaşadıkları ülkenin kanunlarına isyan etmeleri, baş kaldırmaları, birlikte yaşadıkları toplumlarla geçimsiz oluşları, söz dinlememeleri ve diğer toplumlarla yaşadıkları sorunlar neticesinde, kralı Yahudiler aleyhine yönlendirip, cezalandırılmaları yönünde ikna ediyorlar. Kralda bunun uygulanması, yani Yahudilerin cezalandırılmasını emrediyor. Fakat Ester, Yahudi yöneticiler tarafından özellikle planlar yapılarak krala yaklaştırılıp, onu baştan çıkarıp, kendi güzelliği ve cazibesini kullanıp, onunla evlenerek kraliçe olması sağlanıyor. YAHUDİ TOPLUMUNU KURTARABİLMEK ADINA, PLANLAR YAPILIYOR. Ester Kralı kendisine o kadar bağlıyor ki, o ne isterse vereceğini söylüyor. Tabi Ester, halkının affedilmesini istiyor. Bundan sonra, Yahudiler aleyhine esen rüzgar birden değişiyor, tersine esmeye başlıyor.

Yahudilerin Ester örneğindeki taktiklerini, yaşadıkları bütün ülkelerde her zaman kullanmışlardır. Diğer inançta olan, siyasette önemli kişilerle kızlarını evlendirmişlerdir. Günümüzde dahi hükümetlere, yönetimlere sızarak, tüm Dünyanın yönetim kadrolarının içlerine girip, kendi inanç ve düşüncelerini kendi menfaatleri yönünde, nasıl gerçekleştirmeye çalıştıklarına, güzel bir örnektir.

Bakın Esterin Kralı kendi etkisine aldıktan sonra, düşmanlarına nasıl davrandıklarını ibretle okuyunuz. Acaba toplumu kendilerine bağlamaya, onları ikna edip onlarla birlikte dostça, kardeşçe yaşamanın yollarını mı aramışlar, yoksa.? Evet, yoksa nın cevabını, aşağıda kendi inandıkları değerlerde göreceksiniz. Bu inancında, nesiller boyu devam etmesi gerektiğini, nasıl kendi nesillerine öneriyorlar ibretle okuyalım ki, bizlere de aynı fitneyi yapamasınlar.

ESTER 9:

Kral Artakserksesin tüm illerindeki kentlerde Yahudiler bir araya geldiler. Onlara zarar vermeyi tasarlayanlara bir darbe indirmek istiyorlardı. Hiç kimse onlara karşı koymadı, çünkü çeşitli uluslar şimdi Yahudilerden korkuyordu.

İl yöneticileri, prensler, valiler ve kralın memurları, hepsi de Mordekaydan ürktükleri için Yahudileri destekliyordu.

Böylece Yahudiler tüm düşmanlarını kılıçtan geçirdi, bunun sonucunda ülkede kan döküldü, yıkım oldu. Yahudiler düşmanlara karşı başarılı oldular.

YALNIZ SUS KALESİNDE YAHUDİLER, BEŞ YÜZ KİŞİ ÖLDÜRDÜ.

O da Kraliçe ESTERe şöyle dedi: Sus Kalesinde Yahudiler beş yüz kişiyi ve Hamanın on oğlunu öldürdü. Krallığın öbür illerinde kim bilir neler yaptılar? İstediğini bildir, sana vereyim. Dileğini söyle, bildirdiğin an senin olsun.

ESTER şu yanıtı verdi: Eğer kral isterse, Sustaki Yahudiler kralın bugünkü bildirisini yarın da uygulasın. HAMANIN ON OĞLUNA GELİNCE, ONLARIN VÜCUDU DARAĞACINA ASILSIN.

Ardından kral bütün bunların yerine getirilmesini buyurdu. Susun bildirisi yayınlandı ve Hamanın on oğlu asıldı.

Böylece Sustaki Yahudiler Adar ayının on dördüncü günü yeniden toplandılar ve KENTTE ÜÇ YÜZ ERKEK ÖLDÜRDÜLER. Ama kenti yağma etmediler.

Kralın illerinde yaşayan öbür Yahudiler hayatlarını korumak ve düşmanlarından kurtulmak için toplandılar. DÜŞMANLARINDAN YETMİŞ BEŞ BİN KİŞİYİ KILIÇTAN GEÇİRDİLER. Ama çevreyi yağma etmediler.

Bütün bu olaylar Adar ayının on üçüncü günü oluştu. On dördüncü günü dinlendiler, şölenler verip sevindiler,
YAHUDİLER HER YIL, BUYRULAN BİÇİMDE VE TARİHTE, BU İKİ GÜNÜ KESİNLİKLE KUTLAMAYA ANT İÇTİLER. KENDİ SOYLARINDAN OLANLARIN VE ONLARA KATILANLARIN DA AYNI ŞEKİLDE DAVRANMALARINI SALIK VERDİLER.

BÖYLECE HER KENTTE, HER AİLEDE BİR KUŞAKTAN ÖBÜR KUŞAĞA ANIMSANAN VE KUTLANAN BU PURİM GÜNLERİ ASLA KALDIRILMAYACAK VE BU GÜNLERİN ANISI SOYLARIN DA ASLA YOK OLMAYACAKTIR.

Purim olayları bugün İran diye adlandırılan topraklarda yaşanmış olup, bu devrin kalıntıları da bu ülkede olduğu söylenmektedir. Bugün bu büyük olay, çoğumuz tarafından bilinmemekte, hiçbir tarihçi bu olaylardan özellikle bahsetmeyerek, ASLINDA YAHUDİLERİN NE DERECE SOY KIRIMCI BİR NESİL, IRK OLDUĞU SAKLANMAKTADIR.

Yukarıdaki bilgileri okudunuz, bu bilgiler kendi kutsal saydıkları kitaplarından, bire bir alıntıdır. İşte Yahudilerin düşmanlarına yaptıkları. HATIRLATMAK İSTERİM, KILIÇTAN GEÇİRİLEN TOPLUMLAR, ONLARA SAVAŞ AÇMAMIŞTI AMA ONLARIN YAPTIĞI YANLIŞLARDAN DOLAYI, ONLARA DÜŞMAN TOPLUMLARDI. ONLAR SAVAŞ AÇMADIKLARI HALDE, GÜCÜ ELLERİNE GEÇİRDİKLERİ İÇİN, ONLARI YOK ETMEK ADINA, ELLERİNDEN GELENİ YAPTILAR. Düşmanlarını siyasi olarak yenmeleri onlara yetmedi, yok etmek için ne gerekiyorsa yaptılar. Hatta düşmanlıklarını ortadan kaldırıp, tersine çevirmeleri de onların kinlerini, nefretlerini yatıştırmadı. Ester yoluyla gücü elde eden Yahudilerin kitaplarında, dikkat çekici bakın şu sözler yazıyordu hatırlayalım.

HİÇ KİMSE ONLARA KARŞI KOYMADI, ÇÜNKÜ ÇEŞİTLİ ULUSLAR ŞİMDİ YAHUDİLERDEN KORKUYORDU

Hâlbuki peygamberimiz, kendisine saldırmayan hiç kimseye savaş açmamıştı. Hatta daha önce düşman oldukları açıkça belli olduğu halde, onları kazanmak için çaba göstermiştir. Çünkü sana düşman olana, sen dost elini uzatacaksın ki, onlara doğruları anlatıp, dostluklarını kazanasın. İşte aramızda ki inanç farkımız. Bakın onlardan korkar hale gelenlere bile, onlar neler yapmış özetleyelim.

(Böylece Yahudiler tüm düşmanlarını kılıçtan geçirdi, bunun sonucunda ülkede kan döküldü, yıkım oldu.)

(Yalnız Sus Kalesinde Yahudiler beş yüz kişi öldürdü.)

(Krallığın öbür illerinde kim bilir neler yaptılar?)

( VE KENTTE ÜÇ YÜZ ERKEK ÖLDÜRDÜLER.)

(Kralın illerinde yaşayan öbür Yahudiler hayatlarını korumak ve düşmanlarından kurtulmak için toplandılar. Düşmanlarından yetmiş beş bin kişiyi kılıçtan geçirdiler.)

Yukarıdaki katliamlara uğrayanlar, karşılık verecek güçleri olmayan, daha önce birlikte yaşadıkları toplumlar, halk olduğunu unutmayalım. Öldürülenlerin sayısını iyi analiz etmeliyiz. Çünkü o devirde nüfus çok kalabalık olmadığı halde, öldürdükleri rakamlar ürkütücüdür. Fakat Yahudi düşmanları bunlar. İşte Yahudi zihniyeti. Ya sonradan bizlere düşmanlık yapmaya kalkarlarsa? İşte sırf bu düşünceden kurtulmak için, düşmanlarının soylarını kurutmak adına, nasıl bir katliam, soy kırım yapıyorlar, İNSANLARA KORKU SALARAK, ERKEKLERİ ÖZELLİKLE ÖLDÜRÜYORLAR. Hiç düşünmeden yok etmenin, kılıçtan geçirmenin, kendilerinin hakkı bir davranış olarak görebilmek, aklın ötesinde şeytanın bile yapabileceği bir davranış olmasa gerek.

Kendisini sevdiremeyen, değişik toplumlarla uyumsuz bir millet, işte karşısındaki toplumdan ancak böyle pervasızca intikam alır, nefret eder. Birde onlara Osmanlının nasıl kucak açtığını düşünün. İşte millet olarak aramızdaki fark, şükürler olsun. BU APAÇIK SOYKIRIMDIR. AMA KENDİLERİ SOYKIRIM YAPTIĞINDA SOYKIRIMDAN SÖZ ETMEYENLER, KENDİLERİNE YAPILDIĞINDA TAKINDIKLARI TAVIR DÜŞÜNDÜRÜCÜDÜR. ELBETTE ONLARA YAPILANLARI KINIYORUZ. YA ONLARIN GEÇMİŞ YÜZYILLARDA, TOPLUMLARA YAPTIĞI VE KENDİ KUTSAL KİTAPLARINDA HALA YAZAN TOPLUMLARA, REVA GÖRDÜKLERİ SOY KIRIMLARI KİMLER KINAYACAK? Yahudiler Dünya halklarının geçmişte atalarının yaptıkları duyulmaması için, ellerinden geleni yapıyorlar ve duyulmasın diye önlemler alıyorlar. Gerçi bunu da başarıyorlar. Bu olayı hangimiz daha önce duymuştuk, bir düşünün isterseniz.

Lütfen bu yazıyı bu bilgiyi dostlarımızla paylaşalım ki, karşımızdaki soykırımcı bir nesil, çok daha iyi anlaşılsın. Çok ilginçtir ki yaptıkları bu soy kırımların asla unutulmaması için, bu olayın kuşaktan kuşağa aktarılması isteğidir. Bakın soylarının devamının da, nasıl aynı şekilde davranmasını istiyor.

KENDİ SOYLARINDAN OLANLARIN VE ONLARA KATILANLARIN DA AYNI ŞEKİLDE DAVRANMALARINI SALIK VERDİLER.

Yahudiler atalarının yaptığı zalimliği, soyların da taptaze yaşatmak isteyen bir ırk, nasıl olur da insancıl ve karşısındaki topluma Allah ın yarattığı bir kul olarak değer verir, hiç düşündünüz mü? GÜNÜMÜZDE FİLİSTİNLİLERE YAPTIKLARI ZULÜM VE SOY KIRIM, BUNLARIN ATALARINDAN KENDİLERİNE KALMIŞ BİR MİRASTIR. ONUDA DEVAM ETTİRİYORLAR. Yine aynı kitabın 10. bölümünde bakın Yahudiler kendi ırklarını nasıl görüyorlar. Böyle bir ırk, böyle bir nesil hayalinizde canlandırabiliyor musunuz? Lütfen aşağıdaki sözleri, zihniyeti bir an karşınızda canlandırın, hayal edin. Daha sonrada bu Dünya nasıl bir tehlike ile karşı karşıya, onları da düşünün? Bir gün DÜNYA ÜLKELERİ, Yahudi zihniyetinin ne olduğunu, kendilerine de zarar vermeye başladığında farkına varacaklardır, tabi iş işten geçmediyse.

ESTER 10:

Uluslar, Yahudi adını ortadan silmek için birleşenlerdi.
TEK ULUS, BENİMKİDİR, İSRAİLDİR. Tanrıya yakardılar ve kurtuldular. EVET, RAB ULUSUNU KURTARDI, Rab bizi tüm bu kötülüklerden kurtardı. Tanrı uluslar arasında asla görülmeyen belirtiler ve doğaüstü olaylar oluşturdu.
O, iki yazgı saptadı, BİRİ KENDİ ULUSU İÇİNDİ, ÖTEKİ DE TÜM ÖBÜR ULUSLARI İLGİLENDİRİYORDU.
Bu iki yazgı Tanrının tüm uluslarla ilgili olarak saptadığı saatte, zamanda ve günde ortaya çıktı.
BÖYLECE TANRI ULUSUNU ANIMSADI VE MİRASINI KORUDU.

Yahudiler tüm insanlığı ikiye ayırıyor ve bakın ne diyorlar? SİYONİST DÜŞÜNCEYİ GÖRÜYOR MUSUNUZ?

"Uluslar, Yahudi adını ortadan silmek için birleşenlerdi.
TEK ULUS, BENİMKİDİR, İSRAİLDİR."

Ne kadar korkunç bir düşünce ve inanç değil mi? Tek gerçek ulus, Allah ın sevdiği ulus, kendi ulusları olduğunu söylüyorlar ve karşısındaki uluslar içinde kendilerine düşman olan, daha açıkçası kendisinden olmayan uluslar olarak ayırıyor. Allah ın Tek ulusunun İsrail olduğunu söyleyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu bencil düşünce Dünya toplumlarına neler yapar, Rabbim bunların şerrinden ülkemizi ve Dünya uluslarını korusun ve gerçekleri görmemizi sağlasın. Şu sözleri söyleyen ve tüm insanlığı biz ve diğerleri diye ayıran bir inancın, nasıl bir inanç olduğunu, şeytanın bile bu sözleri söylemeye korkacağını düşünmüyor musunuz? Tekrar hatırlayalım.

7- O, İKİ YAZGI SAPTADI, BİRİ KENDİ ULUSU İÇİNDİ, ÖTEKİ DE TÜM ÖBÜR ULUSLARI İLGİLENDİRİYORDU.

Allah ın ulusu olarak, yalnız Yahudiler kendilerini görüp, şu sözlere inanıyorlarsa, bu toplumdan ne beklersiniz siz.

BÖYLECE TANRI ULUSUNU ANIMSADI VE MİRASINI KORUDU.
Yani Tanrı kendi ulusu olarak Yahudileri hatırladı ve onları korudu. Acaba diğerleri kimin ulusu ve kulları? İşte Siyonist Yahudi zihniyeti. BEN ALLAH IN ULUSUYUM, SİZLERDE BİZLERİN EMRİNDE EMİR KULLARISINIZ DÜŞÜNCESİYLE, KARŞISINDAKİ İNSANA BAKANLARDAN, NE İNSAF BEKLENİR NEDE ADALET. BİR GÜN TÜM DÜNYA, BUNUN FARKINA VARACAKTIR. İNŞALLAH İŞ İŞTEN GEÇMİŞ OLMAZ.

Yüzlerce yıl öncesinden günümüze kadar, tüm Dünyanın içine sızmış, hatta karşı dinlerin içine girip, onlara kendi inançlarını benimsetmiş bir ırk, bir nesil ile bugün karşı karşıyayız. Ama bunların maskeleri Allah ın izniyle düşüyor artık. Bizlere düşen hep birlikte bu gerçeklerin farkına varıp, dinimize soktukları hurafelerden temizlenip, Allah ın saf, katıksız, arı, duru halis dinine, kitabına sarılıp gerçek İslam ı yaşamak olmalıdır. BU TOPLUMUN BU İNANÇLARIYLA, FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZE YAPTIĞI ZULÜM VE SOY KIRIMI KINIYORUM. Dilerim bir gün dünya halkları, Yahudilerin bu sinsi planlarının farkına varır ve dünyayı, birbirine düşman eden, savaşları körükleyerek kendilerine güç sağlayan, kendisinden olmayan tüm toplumlara karşı gizli savaş içinde olan, bu zihniyetin farkına varır.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap...press.com/

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap.c...RANA_DAVET

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap...

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap...anadavet1/

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap...gspot.com/

6
Allah Kur’an da, Resulünün bizler için örnek olduğunu söyler. Bizlerinde bir Müslüman olarak, aynı özellikleri taşımamız tavsiyesinde bulunur. SİZCE ALLAH, RESULÜNÜ BİZLERE ÖRNEK GÖSTERMEKLE, NEYİ KAST EDİYOR OLABİLİR? Çünkü günümüz İslam inancında, Allah ın bu tavsiyesine öyle bir anlam yüklüyorlar ve bakın Peygamberimizin bizlere örnek oluşu, onun sünneti yani hadislerini hayata geçirmektir şeklinde anlatılıyor. Dini KUR’AN VE SÜNNET ile yaşamalıyız, yoksa Kur’an anlaşılmaz boşlukta kalır inancını savunuyorlar. Sizce Allah Ahzab suresi 21. ayetinde bizlere, Resulünün hangi özelliğini örnek gösteriyor olabilir?

Ahzab 21: Andolsun, ALLAH’IN RESULÜNDE sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için GÜZEL BİR ÖRNEK VARDIR. (Diyanet meali)

Önce şunu söylemek isterim.  ALLAH IN RESULÜNÜN ÖRNEK OLUŞU, ONUN HAYATA BAKIŞI, İNSANLARA KARŞI DAVRANIŞI VE DOĞRULARI ARAYIŞ ŞEKLİ İLE ALLAH BİZLERE RESULÜNÜ ÖRNEK GÖSTERİYOR. Yoksa bıraktığı sakal, giydiği elbise ya da sevdiği yemekler bizlere örnek gösterilmiyor. Ayrıca Allah ın Resulü, Allah ayetleri açıklamamış ya da detaylandırmamış da, Resulü ayetleri detaylandırıp yaşanır hale getiriyor değildir. Bunu söylemek ve düşünmek, Allah ın kitabına dinine yapılacak en büyük saygısızlıktır. Allah hiç kimseye muhtaç olmayalım diye, ayetleri nice örneklerle açıkladık, detaylandırdık kolaylaştırdık, Kur’an ı açıklamak bizim görevimiz diyorsa Kur’an da, lütfen bunun aksini söyleyenlere itibar etmeyelim, Allah a ve kitabına şirk koşanlardan oluruz. ALLAH IN RESULÜNÜN BİZLERE ÖRNEK OLUŞUNU LÜTFEN DOĞRU ANLAYALIM, YOKSA ŞEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN TUZAĞINA DÜŞERİZ.

Bu durumda Allah, bizlere Resulünün örnek oluşu konusunda, Kur’an dan nasıl bilgiler veriyor, gelin ona bakalım. Resulün örnek oluşunu eğer Kur’an dan değil de rivayetlerden anlamaya öğrenmeye çalışırsak, İmanımızın daha başında, yanlış bir yol izlemiş oluruz. Öğrendiğimiz bilgilerin doğruluğundan da asla emin olamayız. Çünkü bizler Allah ın Resulünün nasıl bir hayat yaşadığına şahit olamadık, onun içinde onun bizler için örnek oluşunu doğru anlamak istiyorsak, bu örnekliği mutlaka Kur’an dan öğrenmeliyiz. Önce şunu hatırlatma isterim. ALLAH ÖYLE BİR RESUL SEÇMİŞ OLMALI Kİ KENDİSİNE, KUR’AN DA EMRETTİKLERİNİ, HAYATINA GEÇİREN VE BİZZAT YAŞAYAN BİRİSİ OLMALI.

Allah kitap Ehlinin yaptığı yanlışları anlamaları için önce, deki kullarıma diyerek kendisinin bizler gibi bir insan olduğunu, bizlerden hiçbir farkı olmadığını birçok ayette özellikle tebliğ ediyor. Demek ki Allah ın Resulü bizler gibi bir insan. Resulünün en önemli özelliğinden bahsederken, kalem suresi 4. ayetinde bakın ne diyor. “SEN ELBETTE YÜCE BİR AHLAK ÜZERESİN.” (Kalem 4) Demek ki bizler için Allah ın Resulünde en önemli örneklik, güzel bir ahlak üzerinde olması. Bizler sizce bu örnekliğin den istifade ediyor ve iyi ahlak sahibi olmaya çalışıyor muyuz? Yoksa hepsi sözde kalıyor, nefsimize yenik mi düşüyoruz? Yine Allah ın Resulünün çok önemli örnekliğin den, bakın Allah nasıl bahsediyor.     

“Andolsun size kendinizden öyle bir Resul gelmiştir ki, SİZİN SIKINTIYA UĞRAMANIZ ONA ÇOK AĞIR GELİR. O, SİZE ÇOK DÜŞKÜNDÜR; MÜMİNLERE KARŞI ÇOK ŞEFKATLİDİR, MERHAMETLİDİR.” (Tevbe 128)

İşte Allah ın Resulünün, bizler için çok önemli örnek oluşundaki vasıfları. Kendisi dışında, din kardeşlerinin sıkıntıya düşmesinden çok üzüntü duyuyor. İman edenlere karşı Allah ın Resulü çok düşkün, şefkatli ve merhametli olduğu örneği veriliyor. Ne dersiniz bizler Müslümanlar olarak, Allah ın Resulünün bu örnekliğin den istifade ediyor ve bir birimize aynı duyguları taşıyor muyuz, yoksa Allah ın dinde sakın bölünmeyin emrine gözlerimizi yumarak bölündük parçalandık ve aynı kitaba, Resule iman ettiğimiz halde, bir birimize düşman olduk ve bir birimizi öldürüyor muyuz yoksa ne dersiniz? Ne yazık i bizler, Resulün örnek alınmasındaki gerçeklerin üzerini örttüğümüz için, kendi uydurduklarımızı Resule atfediyor ve rivayetlerin yarattığı sanal-hayali bir örneklik yaratıyoruz. Tabi böyle olunca sonuç ortada. Allah ın Elçisinin İslam ı yaşamasına, çok önemli bir ayeti hatırlatmak istiyorum. Bakın Peygamberimiz İslam ı nasıl yaşıyor muş.

Araf 203: Onlara bir ayet getirmediğin zaman, “SEN BİR TANE DERLESEYDİN YA!” DERLER. De ki: “BEN ANCAK RABBİM TARAFINDAN BANA VAHYOLUNANA UYARIM. Bu kitap, Rabbinizden gelen göz açıcı belgeler olup, inanmış bir topluma rehber ve rahmettir.” (Bayraktar Bayraklı)

Bakın Allah ın Resulü, nasıl bir iman üzerineymiş. Kitap Ehli Peygamberimize dini konularda bir soru sorduğunda, O konu hakkında bilgisi yoksa, Allah dan vahiy beklediğini görüyoruz. Bu durumda Kitap Ehli kendisine, “SEN BİR TANE DERLESEYDİN YA!” dediklerinde verdiği örnek, bizler için çok önemli bir ders olmalı ve bizler bu örnekliğin den dikkatle istifa de etmeliyiz. ÇÜNKÜ KİTAP EHLİNİN İNANCI, KENDİ İÇLERİNDEN EDİNDİKLERİ RUHBANLAR, DİNİ KONULARDA İSTEDİKLERİ GİBİ HÜKÜMLER KOYABİLİYORLARDI VE PEYGAMBERİMİZDEN DE BUNU İSTİYORLARDI. Bakın Ne diyor Peygamberimiz.” “BEN ANCAK RABBİM TARAFINDAN BANA VAHYOLUNANA UYARIM.” Peki, bizler Allah ın Resulünün bu örnek davranışını, hayatımıza geçiriyor muyuz? Elbette her konuda olduğu gibi, bunu da görmek bile istemiyoruz ve diyoruz ki, “NE YANİ PEYGAMBERİMİZ POSTACI MIYDI.” Söyleyecek o kadar çok şey var ki, Allah cümlemizi ıslah etsin.

Allah ın Elçisi bizler için gerçekten çok önemli özelliklere sahipti ama bizler bu örnekliği ne yazık ki Kur’an dan değil, doğruluğundan emin olamayacağımız rivayetlerden öğrenmenin yolunu seçtik. Öyle olunca da yanlışları, doğruları ayıramaz olduk. Ali İmran 159. ayette Allah, bakın Resulünün hangi özelliklerinden bahsediyor.

Ali İmran 159: O zaman Allah’tan bir rahmet olarak, ONLARA YUMUŞAK DAVRANDIN! Şayet sen, kaba ve katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından ayrılıp giderlerdi. Öyleyse onları affet; bağışlanmaları için dua et; İŞ HAKKINDA ONLARA DANIŞ. Kararını verdiğin zaman da artık Allah’a dayanıp güven. ÇÜNKÜ ALLAH KENDİSİNE DAYANIP GÜVENENLERİ SEVER. (Bayraktar Bayraklı)

Demek ki Allah ın Resulü, iman etmeyenlere karşı bile yumuşak ve hoş görüyle davranıyormuş. Peki, bizler bu örnekliğin den ders aldık mı? Ne yazık ki hayır. İman eden Müslümanlar kendi arasında bile bu saygıyı ve yumuşaklığı bir birine göstermiyorlar. Birbirine yumuşak davranmayı bırakın, kaba, saba hakaretlerle bir birini öldürmekten bile çekinmiyorlar. SİZCE BİZLER BU DURUMDA, ALLAH IN RESULÜNÜN ÖRNEKLİĞİN DEN, İSTİFADE EDİYOR OLABİLİR MİYİZ? Çok daha ilginci kendisine inanmadıkları halde, onların doğru yola ulaşmaları için Allah dua etmesini söyledikten sonra bahsettiği konu çok önemli. “İŞ HAKKINDA ONLARA DA DANIŞ.” Devleti yönetirken birlikte yaşadığınız, sana iman etmeyen O kitap ehlinin de bazı konularda, onlarında düşüncelerini al ve ondan sonra karar ver diyor. Elbette Allah ın Elçisi de böyle yapıyor. PEKİ BİZLER, PEYGAMBERİMİZİN BU ÖZELLİKLERİNDEN DE İSTİFADE EDİYOR MUYUZ?

Allah ın Elçisi toplumda saygın ve güvenilir bir insandı. Özellikle onun şahitliğine, düşüncelerine başvurulurdu. Çok ilginç olan ise Peygamberimizin Kitap Ehline tabi olmayıp ÜMMİ oluşudur. Allah İsra suresi 74–75. ayetlerinde, RESULÜNÜN SEBATKÂR, SABIRLI BİR İNSAN OLDUĞUNDAN BAHSEDER.  Batıldan ve hurafeden uzak gerçeklerin, doğrunun arayışında olduğunu da bizlere Kur’an da bildirir. Peki, sizler hiç Allah ın Resulünün, Kur’an da bir çok ayette bahsedildiği ÜMMİ OLUŞUNUN, BİZLER İÇİN ÖRNEK OLUP OLMADIĞINDAN BAHSEDİLDİĞİNİ GÖRDÜNÜZ, YA DA DUYDUNUZ MU? Duymanız mümkün değil, gerçek ortaya çıkmasın diye ümmi kelimesine, okuma yazma bilmeyen anlamı verilerek, gerçek ne yazık ki örtülmüştür. Sizce Peygamberimizin ümmi oluşundan, hiç mi ders, örnek almamız gerekmiyor? Neden Allah Kitap Ehlinin arasından değil de, ÜMMİLERİN ARASINDAN RESUL SEÇMİŞ OLABİLİR?

Çünkü bundan bahsetmek, geleneksel İslam inancının anlayışına, inancına ters düşer de ondan. Hâlbuki ÜMMİ nin anlamı, Kitap ehline tabi olmayan anlamındadır Kur’an da. Hatta Şura suresi 52. ayetinde Allah, Elçisinin Ümmi oluşunun anlamını bizlere anlatmak için ne demişti hatırlayalım. “SEN DAHA ÖNCE KİTAP NEDİR, İMAN NEDİR BİLMEZDİN.” Diyerek seni doğru yola biz ilettik diye bilgi verir. Peki, Allah böyle bir insanı neden Elçi olarak gönderdi? Bunda alacağımız bir ders, GÜZEL BİR ÖRNEKLİK YOK MU SİZCE?

Elbette çok önemli bir örnek var ama yaşadığımız, geleneksel İslam anlayışının, mezheplerin öğretisinin hiç işine gelmediği için, gündeme bile getirilmiyor.  Peygamberimiz belki hiçbir kitap Ehline tabi değildi ama doğrunun ve gerçeklerin arayışında bir insandı. KİTAP EHLİNİN, GERÇEK İMAN ÜZERİNDE OLMADIKLARINI FARK ETTİĞİ İÇİN, BATIL VE RİVAYETLERE TABİ OLMAKTANSA, ONLARDAN UZAK GERÇEKLERİN ARAYIŞINDA OLMANIN, DAHA DOĞRU OLACAĞI BİLİNCİYLE, SÜREKLİ YÜZÜNÜ GÖKYÜZÜNE DÖNEREK, ALLAH A YALVARIYOR VE KENDİSİNİN DOĞRU BİR YOL ÜZERİNDE OLMASI İÇİN DUA ETTİĞİNİ DE YİNE, KUR’AN DAN ÖĞRENİYORUZ.

DEMEK Kİ ALLAH KATINDA, BATILA VE SANIYA TABİ OLMAKTANSA, GERÇEKLERİN VE DOĞRUNUN ARAYIŞINDA OLMAK, ALLAH KATINDA DAHA DOĞRU MAKBUL BİR DAVRANIŞ.

Değerli kardeşlerim. Allah ın Resulünde, bizler için çok güzel örnekler var. Lütfen onu rivayet ve sanı bilgilerden değil, ALLAH IN NURU KUR’AN DAN ÖĞRENELİM. Bizleri Allah ile aldatanların tuzağına düşmek istemiyorsak, emanetimizi teslim etmeden önce, elimizden geldiğince, kitap ehlinin durumuna düşen günümüz İslam inancını sorgulayalım ve batıla hurafeye tabi olmaktansa, elimizin altında Allah ın korumasın da ki Kur’an ın ipine sarılalım. İnanın bizleri en doğruya ulaştıracak, yalnız Kur’an dır.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

7
Bu makalemin konusu, Ahkaf suresi 15. ayet olacak. Ayette geçen, insan erişkinlik çağına gelip, kırk yaşına ulaşınca şöyle der, cümlesinde geçen kırk yaşına ulaşınca mı insan olgunluk, erişkinlik çağına geliyor şeklinde yanlış bir intiba oluşabiliyor. Gelin onu ve ayetin devamında verilen çok önemli bilgileri, birlikte anlamaya çalışalım. Önce ayeti yazalım.

Ahkaf 15: Biz insana, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu sıkıntı çekerek karnında taşımış ve sıkıntı çekerek doğurmuştur. ONU TAŞIMASI VE SÜTTEN KESMESİ OTUZ AY SÜRMEKTEDİR. İNSAN ERİŞKİNLİK ÇAĞINA GELİP, KIRK YAŞINA ULAŞINCA ŞÖYLE DEDİ: “Ey Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın iyi ameller yapmamı bana nasip et! Benim soyumdan iyi insanlar yetiştir. Ben sana yöneldim ve ben sana teslim olanlardanım.” (Bayraktar Bayraklı)

Ayet çok önemli konulara dikkatimizi çekiyor ve Allah biz insanlara, anne babasına iyi davranmasını emrettik diyor. NE YAZIK Kİ BU GERÇEKLE BİZLER, ÇOK GEÇ BULUŞUYORUZ. ALLAH IN BU İKAZININ FARKINA VARDIĞIMIZDA DA, ÇOK BÜYÜK HATALAR YAPIYORUZ. Ayetin devamında, bu konunun açıklamasını, detayını veriyor Allah. O kısma gelmeden önce, bakın ayet yine dünyaya gelişimizle ilgili özellikle annemizin ne zahmetler çektiğini ve onun hakkını ödeyemeyeceğimizin örneğini nasıl veriyor. Annenin yaklaşık 9 ay evladını sıkıntı çekerek taşıması, dünyaya getirmesi ve hatta yine yaklaşık 30 ay emzirmesinden bahsediyor. Kur’an da her bilgi, detay yazmaz diyenlere hatırlatırım. Allah yeni doğan bir bebeğin, 30 ay annesinden süt emmesinin önemine işaret ederek bizlere bildiriyorsa, sorumlu olduğumuz tüm detayları Kur’an da bildirmeyip, bizlerin rivayet hadislerden öğrenmemizi ister mi? Lütfen aklımızı başımıza Kur’an ile alalım, yoksa pişman olanların safında oluruz.

Gelelim ayetin devamına. Ayette şöyle bir cümle geçiyor. ”İNSAN ERİŞKİNLİK ÇAĞINA GELİP, KIRK YAŞINA ULAŞINCA ŞÖYLE DEDİ” Bu ayette geçen bu cümleyi, bazı kardeşlerimiz yanlış anlayabiliyor ve şöyle bir soru sorabiliyorlar. “İNSANLARIN ERİŞKİNLİK, OLGUNLUK ÇAĞI 40 YAŞINDA MI BAŞLIYOR.” Elbette hayır. Çünkü olgunluğa, erişkinliğe başlama yaşımız kişiden kişiye kadın ve erkek farklı yaşlarda olsa bile yaklaşık 18 yaşlarında oluyor diyebiliriz. Hatırlayınız Nisa suresi 6. ayetinde,  evlendirilecek gençlerin bir nikâh çağından bahseder. Konuya açıklık getirmek içinde, onlarda içinize sinecek bir olgunluk, erginlik gördüğünüzde onları evlendirin uyarısı yapılır.
 
Ahkaf suresi 15. ayette bahsedilen ise insanın erişkinlik, olgunluk çağına gelip, belirli bir süre bu olgunluğunu pekiştirip, bu olgunluk güçlendiğinde yani tüm gerçekleri artık fark edip gerçeklerle yüzleşecek erginliğe gelmenin, ancak 40 yaşlarında olabileceğinden bahsediyor. Bu ayetin bu kısmını bazı meallerde TAM OLGUNLUĞA ERİŞTİĞİNDE diye tercüme ediyorlar ki bu daha anlaşılır bir tercüme olduğunu söyleyebilirim.

İnsanların evlenip, çoluk çocuk sahibi olduklarında kırk yaşına gelip, hayatın gerçekleri ile yüzleştiklerinde ancak anne ve babalarının kıymetini bileceğini ve bu olgunluğa eriştiklerinde bakın ne söyleyeceklerinden bahsediyor.

“EY RABBİM! BANA VE ANNE BABAMA VERDİĞİN NİMETE ŞÜKRETMEMİ VE HOŞNUT OLACAĞIN İYİ AMELLER YAPMAMI BANA NASİP ET! BENİM SOYUMDAN İYİ İNSANLAR YETİŞTİR. BEN SANA YÖNELDİM VE BEN SANA TESLİM OLANLARDANIM.”

Bu ayet aslında üzerinde dikkatle düşündüğümüzde, çok ibretlik bilgiler veriyor.  HİÇBİR EVLAT, BEN NEDEN FAKİR BİR ANNE BABADAN DOĞDUM DEMEMELİ, DOĞDUĞU ORTAMA ŞÜKRETMELİ VE ANNE BABASINI KÜÇÜMSEMEDEN YAŞADIĞI AİLENİN ŞARTLARINA, KOŞULLARINA AYAK UYDURARAK, MÜCADELE ETMELİDİR. Yapması gereken dua çok önemli. Allah ın hoşnut olacağı iyi ameller yapmamızı bize nasip et, soyumdan iyi insanlar yetiştir, sana yöneldim ve teslim oldum dememiz gerçekten çok önemli.

Ne yazık ki bizler tüm bu gerçeklerden uzak, dünyaya geldiğimiz ailemizi bazen küçümser tavırlar içinde oluyor ve anne babamıza saygıda kusurlar ediyoruz.  Doğru yolu bulmak istiyorsak, ayetin sonunda uyardığı gibi rivayet, sanı bilgilerden uzak, bizlerinde yalnız Allah a yönelmemiz, yalnız onun kitabı ile yolumuzu bulmamız ve yalnız Allah a teslim olmamız gerekiyor. Lütfen bu gerçeklerin artık farkında olalım, yoksa bu dünyada da hesap günüde, üzülenlerin safında oluruz.

DİLERİM CÜMLEMİZ, AHKAF SURESİ 15. AYETİN GERÇEKLERİ İLE YÜZLEŞEN, ONU HAYATINA GEÇİREN ANNE, BABA, EŞ VE EVLATLARIMIZLA MUTLU, HUZURLU BİR AİLE OLAN, BİRBİRİMİZE SAYGILI OLAN, ALLAH IN HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

8
Bu makalemde sizleri, düşünmeye davet etmek istediğim ayet, Zümer suresi 45. ayet olacaktır. Bu ayet üzerinde dikkatle düşündüğümüzde, bizlere vereceği çok önemli bilgiler, uyarılar olduğuna inanıyorum. Önce ayeti yazalım, daha sonra birlikte üzerinde düşünelim.

Zümer 45: ALLAH TEK BAŞINA ANILINCA, AHİRET’E İNANMAYANLARIN İÇLERİ DARALIR. O’NUNLA ARALARINA KOYDUKLARINDAN SÖZ EDİLİNCE DE YÜZLERİ GÜLER. (Süleymaniye vakfı)

Bu ayette Allah bazı kişilerden bahsederek, yaptığı yanlışlardan çok dikkat çekici bir örnek veriyor ve diyor ki, bu insanlara yalnız Allah dan bahsettiğinizde, yani bizlerin tek sahibi, hüküm veren, şefaat eden yada cezalandıran yalnız Allah tır. Ondan başka ilah yoktur, ondan başka şefaatçi yoktur. Onun huzuruna gideceğiz ve O bizler için adaletle hükmedip ya cezalandıracak ya da mükâfatlandırıp cennetine alacaktır dendiğinde, bu insanların bu sözler hoşuna gitmez içleri daralır, sizlere sinirlenirler karşı çıkarlar diyor. Çok ilginçtir ki, yine aynı insanlara, Allah ın yanında edindikleri velileri, efendileri, ya da ŞEFAATÇİ OLARAK KABUL ETTİKLERİNİ DE ANDIĞINIZDA, bu durumda onların yüzleri güler, size iyi davranırlar, söylediklerinizden hoşnut olurlar diyor.

Hatırlatmak isterim, Allah ın bu ayette verdiği örnek ve uyarı, Allah a hiç iman etmeyenlere karşı söylenmiyor. Lütfen bu kısmını doğru anlayalım. Çünkü Kur’an, Allah a hiç iman etmeyen kâfirler le çok fazla uğraşmaz. Elbette onları da uyarır ama genellikle iman ettiğini söyleyen ama yoldan sapmışlar la ilgilenir, onları ikaz eder ve hak olan yola davet eder. Ayeti düşünerek okuduğunuzda, Kitap Ehlinin yaptığı yanlışların aynısını, bizlerin de nasıl tekrar ettiğimizi hatırladınız eminim. Günümüzde bizlerin bu ayetten alacağımız çok ama çok büyük dersler var.

Şöyle diyebilirsiniz, ayette AHİRETE İNANMAYANLARDAN BAHSEDİYOR, bu durumda bunlar Allah a iman etmeyen kâfirler diyebilirsiniz.  AYETTE BAHSEDİLENLER AHİRETE HİÇ İNANMIYOR DEĞİLLER, AHİRETE İNANIYORLAR ÇÜNKÜ BUNLAR KİTAP EHLİ. İNANMADIKLARI, AHİRET DE ALLAH IN KOYDUĞU KURALLARA, ORADA HEPİMİZİN KARŞILAŞACAKLARI GERÇEKLERE İMAN ETMİYORLAR. Yani ahiret de karşılaşacağımız kural ve hükümleri, kendilerine göre değiştirdiklerinden, böylece ahiretin kanunlarına, kurallarına inanmıyorlardı. Allah hesap günü için ne demişti. İncir çekirdeği kadar yapılanlar önümüze gelecek ve her şeyin hesabı sorulup, adaletle yalnız Allah hüküm verecek. Allah hükmüne hiç kimseyi ortak etmez. Güvenilecek ve yardım istenecek VELİNİZ yalnız Allah tır. ALLAH BİZLERİ UYARIYOR VE BENDEN BAŞKA ŞEFAATÇİ SAKIN EDİNMEYİN. HİÇBİR ŞEFAATİN FAYDA ETMEDİĞİ, O GÜNDEN SAKININ DİYE UYARIYORDU. Allah mahşer günü için bunlara benzer birçok hüküm verdiği halde, kendilerine Allah ın berisinden veliler, şefaatçiler edinenler, cehennem azabı bize dokunmayacak diyorlardı. Zümer 3. ayetinde,  ne demişlerdi bu insanlar onu da hatırlayalım.

“Gözünüzü açıp kendinize gelin! ARI-DURU DİN YALNIZ VE YALNIZ ALLAH’IN DIR! O’NUN YANINDA BİRİLERİNİ DAHA VELİLER EDİNEREK, “BİZ ONLARA, BİZİ ALLAH’A YAKLAŞTIRMALARI DIŞINDA BİR ŞEY İÇİN KULLUK ETMİYORUZ.” diyenlere gelince, hiç kuşkusuz, ALLAH ONLAR ARASINDA, TARTIŞIP DURDUKLARI KONUYLA İLGİLİ HÜKMÜ VERECEKTİR. Şu bir gerçek ki, Allah, yalancı ve nankör kişiyi iyiye ve güzele kılavuzlamaz.” (Zümer 3)

Demek ki Zümer 45. ayette bahsedilenler, Allah a iman etmeyenler değil, tam tersine iman eden kitap Ehlinden bahsediliyor.  Allah dinin tek sahibi kendisi olduğunu ve katışıksız, arı duru dinin yalnız Allah katından gelen olduğu gerçeğini, üstüne basa basa söylüyor ve bizleri uyarıyor. Çünkü Kitap Ehli tıpkı günümüzde bizlerin yaptığı gibi, Allah ın dinine, beşeri hükümler ilave ederek, arı duru Allah ın dinini bozmuşlar, mezheplere, cemaatlere bölünmüşler, kendi hükümlerini Allah ın emri diye topluma kabul ettirmişlerdi. AYNI YANLIŞLARI BİZLERDE GÜNÜMÜZDE YAPIYORUZ VE NE DİYORUZ? YALNIZ KUR’AN İLE İSLAM YAŞANMAZ DİYEREK KUR’AN, PEYGAMBERİMİZİN SÜNNETİ YANİ RİVAYET HADİSLER, MEZHEP İMAMLARININ İÇTİHATLARI, MEZHEPLERİN DİNE KOYDUĞU KURALLAR DİYE SAYMAYA DEVAM EDİYORUZ. Yani Allah ın halis dinine ilaveler yaparak, Allah ın hükmüne kendilerini ortak ederek, Peygamberimizin ismini de kullanarak şirk batağına batıyoruz. FARKINDA DEĞİLİZ AMA VELİLER, ŞEYHLER, EFENDİLER EDİNİP, ONLARA ALLAH IN YETKİLERİNİ VEREREK, ALLAH IN YANINDA KÜÇÜK İLAHLAR EDİNİYORUZ. BU APAÇIK ŞİRKTİR. Bizlerde günümüzde, Allah ın Elçisine verdiği yetki ve sorumlulukları Kur’an da apaçık gördüğümüz halde ne diyoruz. Peygamberimizin de dinde hüküm koyma yetkisi vardır. ALLAH PEYGAMBERİMİZİ, POSTACI OLARAK MI GÖNDERDİ diyerek, Allah ın dinde ortağı yapmaktan çekinmiyoruz.

Hâlbuki Allah ın Elçisi Kur’an ı tebliğ ederken, ben sizlere yalnız Kur’an ile hükmetme görevi aldım, benim görevim yalnız tebliğ etmektir, onun dışına asla çıkamam, hüküm veren şefaat eden, yardım eden velimiz yalnız Allah tır diye ayetleri tebliğ etmişti. Bu bilgiler, uyarılar diğer Kitap ehline de gelmişti ama onlar bu gerçekleri göz ardı edip, Allah ın kanunlarını değiştirerek, kendilerinin asla cehennem cezası çekmeyeceklerine ve Allah ın sevgili kulu olduklarına, çünkü Allah ın Elçisinin ve edindikleri şefaatçilerin onları hesap günü, azaptan kurtaracaklarına inanıyorlardı. AYNI YANLIŞI BİZLERDE YAPIYOR VE İMAN ETTİĞİNİ SÖYLEYEN BİR MÜSLÜMANIN, ASLA CEHENNEM CEZASI ÇEKMEYECEĞİNE, PEYGAMBERİMİZİN ŞEFAATİYLE CENNETE GİDECEĞİMİZE İNANMIYOR MUYUZ? ALLAH DA ONLARA BU HATALARINDAN DOLAYI, AHİRETTE HESAP GÜNÜNDE, HİÇ KİMSENİN HİÇ KİMSEYE TEK BİR YARDIMI DAHİ OLAMAYACAĞI GERÇEĞİNE İMAN ETMEDİKLERİNDEN DOLAYI, ONLAR AHİRETE İNANMAYANLAR DİYOR. Bakın bu ayetin devamında, Rabbimiz ne diyor.

Zümer 46: De ki “Göklerin ve yerin yaratıcısı, görüneni de görünmeyeni de bilen Allah’ım! KULLARININ TARTIŞTIĞI HER KONUDA, ARALARINDA HÜKÜM VERECEK OLAN SENSİN.” (Süleymaniye vakfı)

Zümer 47: (Mezardan) kalkış günü, yeryüzündeki her şey ve bir o kadarı daha yanlışlar içindeki o kimselerin elinde olsa, o azabın sıkıntısından kurtulmak için hepsini verirlerdi. ALLAH, HİÇ HESAP ETMEDİKLERİ ŞEYLERİ, KARŞILARINA ÇIKARACAKTIR. (Süleymaniye vakfı)

Zümer 46. ayette, kendilerini temize çıkarıp, bizlere azap dokunmayacak diyerek, edindikleri velilerin ya da Allah ın Elçilerinin onları azaptan kurtaracağına inanlara Allah, bakın nasıl uyarıyor ve tek hüküm sahibinin kim olduğunu, nasıl hatırlatıyor. Ders alıp hatalarından dönene ne mutlu. “KULLARININ TARTIŞTIĞI HER KONUDA, ARALARINDA HÜKÜM VERECEK OLAN SENSİN” Zümer 47. ayette de hesap günü, uydurduklarının gerçek olmadığını gördüklerinde, varını yoğunu vermeye hazırdırlar ama çok geç kaldıklarını Rabbimiz bizlere şimdiden hatırlatıyor. Ders alıyor muyuz? Hiç sanmıyorum.  Ayetin son kısmında da yine, kendilerini temize çıkarıp veliler, efendiler ve şeyhler edinenlere, kendilerine Allah ın dininin yanında din yaratanlara, Allah a adeta din öğretmeye çalışanlara, Allah bakın ne diyor ve pişman olacakları uyarısını nasıl yapıyor. “ALLAH, HİÇ HESAP ETMEDİKLERİ ŞEYLERİ, KARŞILARINA ÇIKARACAKTIR.

Dilerim bu hataları yapmayan, Allah ın halis, arı-duru dinine hiçbir hurafe, batıl, rivayet karıştırmadan yaşayan, iman eden Allah ın azınlık halis kulları arasında oluruz. LÜTFEN UNUTMAYALIM, DİNİN SAHİBİ, HÜKÜM GÜNÜN MALİKİ YALNIZ ALLAH TIR. HÜKÜM VEREN, YARDIM EDEN, ŞEFAAT EDECEK OLAN DA YALNIZ ALLAH TIR. ONUN YANINDA YARDIM EDECEK, ŞEFAAT EDECEK DİYE EDİNDİĞİMİZ VELİLER, BİZLERİ ALLAH A DEĞİL, ŞEYTANA YAKLAŞTIRACAK VE BÖYLE İNSANLAR MAHŞER GÜNÜ, HİÇ HESAP ETMEDİKLERİ ŞEYLERLE KARŞILAŞACAKLARDIR.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

9
Bu makalemde sizlerin, üzerinde düşünmenize vesile olmak istediğim konu, Peygamberimizin Kur’an ayetlerini AÇIKLAMAK yani günümüz tabiriyle söylemek gerekirse, TEBYİN görevi var mıdır? Kur’an ın muhkem ayetleri açık ve anlaşılır değil midir de, Allah ın Elçisi açıklıyor olsun. Yoksa açıklamak sözünden, ayetlerin nice örneklerle izah ettiği konuları, özellikle Kitap Ehli nin yaptığı yanlışlarla karşılaştırıp, gerçeği KUR’AN İLE AÇIĞA ÇIKARMAK, DİYE Mİ ANLAMALIYIZ? Ne dersiniz?

Kur’an ı anladığı dilden hiç okumamış, din ile alakası olmayan bir insana, Allah ın Elçisinin ayetleri anlaşılır hale getirme, yani açıklama görevi de vardır deseniz, hemen şöyle bir soru sorar. “ŞU ANDA OKUDUĞUNUZ, İNANDIĞINIZ KUR’AN ANLAŞILIR VE AÇIKLANMIŞ DEĞİL MİDİR?” Bu soruya evet açık, anlaşılır ve detaylı değildir, peygamberimizin rivayet hadisleri ayetleri açıklamıştır dediğimizde, şöyle bir soru daha sorması muhtemel. “Peki, açıklanmış halini nereden öğreneceğiz?” Bu kitabı Allah ın Elçisi, Kur’an ı yazdırdığı gibi açıklanmış halini de yazdırmış ve bizlere iletmiş mi dediğinde, onu tatmin edecek, mantıklı ve makul, nasıl bir cevap vermemiz gerekir sizce bu kişiye.  Doğrusu ben mantıklı, akla yatkın bir cevap bulamıyorum. Ona, Kur’an ı Peygamberimizin rivayet hadislerinden öğreniyoruz ayetlerin detayını dediğimizde, biraz aklı başında olan ve hiçbir etki altında olmayan kişinin vereceği cevap, BİZLER NASIL OLUR DA RİVAYETLERE GÜVENEBİLİRİZ, BÖYLE BİR YOLLA MI ALLAH BİZLERİN KUR’AN I ANLAMASINI İSTİYOR DER VE BİZLERİ CİDDİYE ALMAZ, BİZDEN UZAKLAŞIR. ONA ASLA BİR DAHA İSLAM I, KUR’AN I ANLATAMAZSINIZ. Ne yazık i büyük bir çoğunluk, dinden bu yolla uzaklaşıyor.

Önce şunu unutmayalım BEYAN bildirmek, söylemek anlamındadır, bilinmeyeni açıklamak değildir. Yani bildiği gerçekleri hiç değiştirmeden beyan etmektir ki, bu kelimeyi bizlerde hayatımızda kullanırız. TEBYİN KELİMESİ İSE TOPLUMDA AÇIKLAMAK, İZAH ETMEK VE GERÇEĞİ ORTAYA KOYMAK ANLAMINDA KULLANILIR. SİZCE HÂŞÂ ALLAH AYETLERİNDE, GERÇEĞİ AÇIKÇA ORTAYA KOYUP, BİZLERE BİLDİRMİYOR MU? Sizce Allah, bizleri sorumlu tutacağına hükmettiği Kur’an ı açıklamamış, detay vermeden indirmiş olabilir mi? Yani Ey Resulüm ben özet bir Kur’an indiriyorum, sen kullarıma bunu anlaşılır hale getir, demiş olabilir mi? BU ŞEKİLDE GÖNDERECEĞİNE NASIL İNANIRIZ? BU NASIL BİR AKIL TUTULMASI BÖYLE. TABİ Kİ MÜMKÜN DEĞİL, YOKSA ALLAH SİZLERİ KUR’AN DAN HESABA ÇEKECEĞİM, BEN AÇIKÇA GÖNDERMEDİM AMA SİZLER BUNU ELÇİMİN RİVAYET HADİSLERİNDEN ÖĞRENİN DEMESİ ASLA MÜMKÜN DEĞİL. Açıkça anlaşılmayan bir kitabı Allah, neden bizlere göndersin? Bunu da mı düşünemiyoruz. Konumuzu açıklığa kavuşturmadan önce, Allah Elçisine verdiği görev, yetki ve sorumluluklarından örnekler verelim.

“RESULE DÜŞEN APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR. (Ankebut 18) BİZ RESULLERİ, SADECE MÜJDELEYİCİLER VE UYARICILAR OLARAK GÖNDERİRİZ.  (Kehf 56) SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR. (Rad 40) BEN SADECE BANA VAHYEDİLENE UYARIM. BEN SADECE APAÇIK BİR UYARICIYIM. (Ahkaf 9 )”

Siz bu ayetlerden, Allah ın Elçisinin ayetleri açıklamak ve anlaşılır hale getirmek, yani açık olmayan ayetleri açıklama, TEBYİN etme görevinin de olduğunu mu anladınız? Allah daha nasıl açıkça söylesin, senin görevin SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR DİYOR. Bunun tersini söyleyen, Allah ın ayetlerine iman etmiyor demektir. Şimdide Kur’an ın apaçık ya da detaylı açıklanıp açıklanmadığı konusuna gelelim. Yusuf suresi 1. ayetinde Allah ne diyordu hatırlayalım. “BUNLAR, APAÇIK KİTAB’IN AYETLERİDİR.” Yine Hud suresi 1. ayetinde, Kur’an ın bakın kim tarafından açıklandığını bildiriyor. “BU ÖYLE BİR KİTAPTIR Kİ AYETLERİ HEM MUHKEM KILINMIŞ, HEM DE DOĞRU KARARLAR VEREN VE HER ŞEYİN İÇ YÜZÜNÜ BİLEN, ALLAH TARAFINDAN AÇIKLANMIŞTIR.” Bakar mısınız lütfen, Allah Kur’an ı ben açıkladım diyor. Bu ayetleri görmezden mi geleceğiz.  Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Allah, bakın Elçisinin indirdiği kitabın ayetlerini okurken, tedirgin olmasın ve anlayamam diye şüpheye düşmesin diye, nasıl bir ayet indiriyor.

Kıyame 16–17–18–19: (Ey Muhammed!) Onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma. Şüphesiz onu toplamak ve okumak bize aittir. O hâlde, biz onu okuduğumuz zaman, onun okunuşuna uy. SONRA ONU AÇIKLAMAK DA BİZE AİTTİR. (Diyanet meali)

Bildiğiniz gibi Allah ın Elçisi Ümmiydi, yani daha önce hiçbir kitap Ehline tabi olmadığı için, dini konularda da bilgisi yoktu. Ayetler indirilirken, Peygamberimiz ayetleri anlama konusunda tedirgin olmuş ki Allah, Elçisine sakin ol, sana ayetleri detaylı bir şekilde açıklayacağız diyor. Batıl inançlarını aklamaya çalışanlar, bu ayetlerde geçen açıklamayı Allah, Kur’an da değil de, daha sonra sözlü olarak açıkladığını dahi söyleyenler var. Demek ki Allah ile aldatılmak bu kadar tehlikeli bir şey. İNSANIN AKLINI BAŞINDAN ALIYOR. RABBİM CÜMLEMİZİ KORUSUN. Allah Enam suresi 97. ayetinde, BİLEN BİR TOPLUM İÇİN AYETLERİ AYRI AYRI AÇIKLADIK diyorsa, hala ayetler açık değil, Elçisi açıklamıştır nasıl deriz.

Allah daha birçok ayetinde, Kur’an ı kendisinin açıkladığını bildiriyor. Bunun nedenini de açıklıyor ve diyor ki, Sizlerin sorumlu olacağı ayetleri MUHKEM yani apaçık olarak gönderip, Allah dan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri, işte böyle nice örneklerle açıkladık diyor. İman eden biz Müslümanlara düşen imtihanımız gereği, Allah ın açıkladığı ayetler üzerinde planlı ve Programlı düşünerek, araştırarak anlamaya çalışmak olmalıdır. İMTİHANINDA GEREĞİ BU DEĞİL MİDİR ZATEN. Allah emin olmadığınız sözlerin ardına düşmeyin, hesabını sorarım diyorsa, sizce bizleri sorumlu tutacağına hükmettiği muhkem ayetleri açıklamayıp, bizleri rivayetlere muhtaç bırakır mı Allah? EĞER AYETLERİ PEYGAMBERİMİZ AÇIKLADIYSA, NEDEN AÇIK HALİYLE KUR AN I YAZDIRMADI DA, AÇIKLANMAMIŞ İZAH EDİLMEMİŞ BİR ŞEKİLDE KAYDA ALDIRDI? BU YANLIŞA İNANANLARA SORUYORUM, BU NASIL BİR MANTIK BÖYLE. ALLAH NEDEN VERDİĞİ HÜKÜMLERİ AÇIK BİR ŞEKİLDE İNDİRMESİNDE, KULLARINI ZOR DURUMDA BIRAKSIN. BUNU DA MI DÜŞÜNEMİYORUZ? Şimdide bazı ayetleri bu konuda, nasıl tahrif edip yanlış anlamlar yükleyerek, rivayetleri dinin asli unsuru yaptıklarına örnekler verelim. Özellikle Diyanet mealinden seçtim ayetleri.

Maide 15: Ey kitap ehli! Artık size elçimiz (Muhammed) gelmiştir. O, KİTABINIZDAN GİZLEYİP DURDUĞUNUZ GERÇEKLERDEN BİRÇOĞUNU SİZLERE AÇIKLIYOR, birçoğunu da affediyor. İŞTE SİZE ALLAH’TAN BİR NUR VE APAÇIK BİR KİTAP (KUR’AN) GELMİŞTİR. (Diyanet meali)

Yunus 5: O, güneşi bir ışık (kaynağı), ayı da (geceleyin) bir aydınlık (kaynağı) kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları (boş yere değil) ancak gerçek ile (hikmeti gereğince) yaratmıştır. O, AYETLERİNİ, BİLEN BİR TOPLUMA AYRI AYRI AÇIKLAMAKTADIR. (Diyanet meali)

Bakın Maide 15. ayetinde Allah ne diyor. Sizlere daha önce indirdiğim kitaplardan, gizleyip durduğunuz gerçeklerden birçoğunu sizlere, Elçim açıklıyor diyor. Peki, bu açıklama anlaşılmayan bir şeyi açığa kavuşturmak mı, yoksa Kitap ehlinin yaptığı yanlışları, Kur’an ayetlerini tebliğ ederek, onların yanlışlarını ortaya çıkarmak mı? Ne yazık ki bizler kelimelere, her konuda olduğu gibi özellikle farklı anlamlar vererek, batılı aklamaya çalışıyoruz. Peygamberimiz, Allah ın Rad suresi 40. ayette verdiği yetki gereği, ALLAH IN APAÇIK AYETLERİNİ, GİZLEDİKLERİ TÜM GERÇEKLERİ SADECE KUR’AN DAN TEBLİĞ ETMİŞ, UYARICI, İKAZ EDİCİ GÖREVİNİ YAPMIŞTIR.

Yunus 5. ayetinde Allah, birçok konuda bizlere bilgiler verip, detaylı açıkladığını söyleyerek, ayetin sonunda bakın ne diyor. ”O, AYETLERİNİ, BİLEN BİR TOPLUMA AYRI AYRI AÇIKLAMAKTADIR” Peki açıklayan kim, elbette Allah Kur’an da açıklıyor. Şimdide konumuzun daha iyi anlaşılabilmesi için, anlamını değiştirmeye ve rivayetleri ayetlere ilave etmeye çalıştıkları başka bir ayeti, iki farklı tercümeden yazmak istiyorum.

Nahl 44: (O Resulleri) APAÇIK BELGELER VE KİTAPLARLA GÖNDERDİK. İNSANLARA, KENDİLERİNE İNDİRİLENİ AÇIKLAMAN ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik. (Diyanet meali)

Nahl 44: Onları mucizelerle ve HİKMET DOLU SAYFALARLA GÖNDERDİK. O Zikri (Kitabı) sana da indirdik ki KENDİLERİNE GÖNDERİLENİN NE OLDUĞUNU O İNSANLARA AÇIK AÇIK ANLATASIN, belki düşünürler. (Süleymaniye vakfı)

İlk yazdığım tercüme Diyanetin. Ayetin daha ilk cümlesi APAÇIK BELGELER VE KİTAPLARLA GÖNDERDİK diye başlıyor. Ama batıl savunucularının gözlerinde perde, gönüllerinde mühür olunca, görmeleri mümkün olmuyor. Allah apaçık belgeler, kitaplar gönderecek ama ayeti açıklamayacak, izah etmeyecek öylemi? Allah akıl fikir versin inşallah. Ayetin devamın da ise Allah Elçisine, sana indirdiğim bu apaçık belgeleri anlat, tebliğ et yani yaptıklarının ve inandıklarının yanlış olduğunu apaçık ayetlerle onlara bildir ki, hatalarından dönsünler diyor. Ayetin daha başında ayetleri apaçık gönderdik diyor, Elçisi apaçık olan ayetleri kitap ehline anlatıyor yani tebliğ edip bildiriyor ve sizin inandığınız gibi değilmiş diye izah edip, ikna etmeye çalışıyor. Aynı ayeti farklı bir tercümeden verdiğimde zaten her şey anlaşılıyor ve ayet yerli yerine oturuyor ve bakın ne diyor. “KENDİLERİNE GÖNDERİLENİN NE OLDUĞUNU O İNSANLARA, AÇIK AÇIK ANLATASIN” Aslında her şey çok açık, ama kafamızdaki O batıldan kurtulmadığımız sürece, gerçeklerle buluşmamız asla mümkün olmayacaktır. Yine konumuzla ilgili bazı örnekler vermek istiyorum.

Enam 55: Suçluların yolu da açığa çıksın diye, AYETLERİ İŞTE BÖYLE AYRI AYRI AÇIKLARIZ. (Diyanet meali)

Nahl 64: SANA BU KİTABI İNDİRMEMİZ DE ANCAK ŞUNUN İÇİNDİR Kİ ONLARA HAKKINDA IHTİLÂF ETTİKLERİ ŞEY’İ BEYAN EDESİN ve iyman edeceklere bir hidayet, bir rahmet olsun (Elmalı orijinal meali)

Nahl 64: SANA BU KİTABI, ANLAŞMAZLIĞA DÜŞTÜKLERİ KONULARI AÇIK AÇIK ANLATASIN bir de inanıp güvenen bir topluluğa yol gösterici ve ikram olsun diye indirdik. (Süleymaniye vakfı)

Enam suresi 55. ayete iman eden bir Müslüman, bizlerin sorumlu olduğu MUHKEM ayetlerin açık ve anlaşılır olmadığını, ayetleri Peygamberimizin rivayet hadisleri açıkladığını söylemesi, Allah ın ayetlerine iman etmiyor anlamındadır. BATIL O KADAR AZGIN TAVIRLAR İÇİNDEKİ BU KONUDA, PEYGAMBERİMİZİN RİVAYET HADİSLERİ OLMASAYDI, KUR’AN ANLAŞILMAZ, KAPALI KALIRDI DEME CESARETİNİ GÖSTERİYORLAR. BUNU SÖYLEMEK ŞİRKTİR, HATIRLATIRIM. Allah ayetleri ayır ayrı açıklıyoruz diyorsa, nasıl olur da bunun tersini başka ayetlerde düşünürüz. Nahl suresi 46. ayeti, özellikle iki farklı tercümeden yazdım. Ayetin ilk cümlesinde, Kur’an ı indirmemizin amacı, HAKKINDA İHTİLAF ETTİKLERİ ŞEYİ, ONLARA BEYAN EDESİN DİYOR.  Son cümlesi de inanan topluma yol gösterici olsun diyerek bitiriyor. Anlaşılmayan, açıklanmaya muhtaç bir ayet, nasıl olur da yol gösterici olur?

Beyan etmek, beyanda bulunmak açıkça hiçbir değişikliğe uğramadan tüm gerçekliğiyle bildirmek, söylemek demektir. Yoksa açık olmayan bir ayet, nasıl olur da Kitap ehlinin ihtilaf ettiği bir konusuna açıklık getirsin. Ayet apaçık anlaşılmıyor olsaydı, Kitap Ehli bunu asla kabul etmez, bu senin düşüncen yorumun, ayetten bu söylediklerin anlaşılmıyor derlerdi.  Diğer tercümede zaten, anlaşmazlığa düştükleri konuları onlara açık açık anlatasın diye tercüme edilmiş. Bazı tercümelerde de açıklayasın demişler. Aslında açıklama kelimesine, kendi nefsimizden farklı bir anlam vermezsek buda doğru diyebiliriz. ALLAH IN ELÇİSİ, ALLAH IN İNDİRDİĞİ AYETLER DOĞRULTUSUNDA İHTİLAFA DÜŞTÜKLERİ KONULARI, KUR’AN DAN ALDIĞI BİLGİLERLE AÇIĞA KAVUŞTURUYOR, GERÇEKLERLE BULUŞTURUYOR. Bu ayetin anlaşılmadığı anlamında değil, tam tersine APAÇIK ANLAŞILAN BİR HÜKMÜN, İHTİLAF EDİLEN BİR KONUYU ÇÖZÜME ULAŞTIRMASIDIR.

Değerli dostlarım. Bizler yanlış inançlarımızı yaşayabilmek adına, ne yazık ki Allah ın apaçık ayetlerini görmezden geldiğimiz gibi, ayetlerde geçen kelimelere de farklı anlamlar vererek, ellerimizle Kur’an ayetleri arasında çelişkiler yaratıyoruz. Bu farklılıklar toplum arasında korku ve tedirginlik yaratıyor. Bizlere düşen, Kur’an ı mutlaka farklı tercümelerden okuyup, ayetler arasında bağlantı kurduğumuzda, yanlış anlamamız asla mümkün olmayacaktır. Allah ın uyardığı gibi, Kur’an ı okumaya başlamadan önce, kafamızdaki batıldan hurafeden kurtulup, yalnız Allah a güvenip dayanarak Kur’a ı okumaya başlarsak, yanlış anlamamız asla mümkün olmayacaktır. ALLAH BÖYLE YAPAN KULLARIMIN GÖNÜL GÖZÜNÜ AÇARIM VE GERÇEKLERLE BULUŞMASINI SAĞLARIM DİYOR.

DİLERİM CÜMLEMİZ, KUR’AN GERÇEKLERİ İLE BULUŞAN, ALLAH IN HALİS KULLARI ARASINDA OLURUZ.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

10
Bizlerin Kur’an ile bağımızı keserek, öyle yanlış bilgileri, bunlar dinin emri diye anlatmışlar ki, şimdide bu yanlışlıktan apaçık yol gösterici Kur’an elimizde olduğu halde, batıldan vazgeçemiyoruz. Kur’an ı tercüme edenlerde, kendi inançlarını doğrulayacak şekilde tahrifat yapmaktan ne yazık ki çekinmiyorlar. ONUN İÇİNDE TOPLUM BİRBİRİNE, SEN HANGİ MEALİ OKUYORSUN DİYE SORUYOR. Din tacirleri sayesinde, Kur’an mealleri öyle farklı tercüme ediliyor ki, toplum tedirgin edilip, DİREK KUR’AN A MÜRACAAT ETMEK YERİNE, DİNİ ÖĞRENMEK VE ANLAYABİLMEK İÇİN, BİRİLERİNE MUHTAÇ BIRAKILIYOR. Ama güneşi balçıkla çok şükür sıvayamadıkları için, yanlış inançları Kur’an ışığıyla ortaya, tek tek çıkıyor.  Bu makalemin konusu, birçok yazımda gündeme getirmeye çalıştığım, ŞEFAAT konusu üzerine olacak. Birçok ayet üzerinde yaptıkları gibi, SEBE SURESİ 23. AYETİN ANLAMI İLE DE OYNAMAKTAN ÇEKİNMEDİLER. Allah şefaat tümden bana aittir, hiçbir şefaatin olmadığı O günden sakının dediği halde, Allah ın dışında şefaat edicilerin olacağını, kendilerince kanıtlamaya çalışıyorlar. Önce ayeti Diyanet mealinden yazalım.

SEBE 23: ALLAH KATINDA, O’NUN İZİN VERDİĞİ KİMSEDEN BAŞKASININ ŞEFAATİ YARAR SAĞLAMAZ. (Şefaat için izin verilip de) kalplerinden korku giderilince birbirlerine, “RABBİNİZ NE SÖYLEDİ?” diye sorarlar. ONLAR DA “GERÇEĞİ” DİYE CEVAP VERİRLER. O, yücedir, büyüktür. (Diyanet meali)

Ayetin ilk cümlesi çok önemli. Ayeti bu şekliyle okuduğumuzda Allah katında, onun izin verdiği yani kendi yetkisiyle onurlandırdığı kimseden başkası, şefaat edemez diye anlaşılıyor. Kur’an ı bir kez anlayarak ve düşünerek okumuş bir Müslüman, Allah ın kendi yetkisini, hiçbir konuda yarattığı hiçbir kuluna elçileri dâhil vermediğini, birçok ayetinde hükmettiğini görüyoruz ve ALLAH HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ diyerek, son noktayı koyuyordu. Bu durumda hesap günü, Allah ın dışında Allah ın izin verdiği, yetkilendirdiği şefaatçiler olabilir mi? HATIRLAYINIZ LÜTFEN, ALLAH ŞEFAAT TÜMDEN BANA AİTTİR DEMİYOR MUYDU?  Eğer Allah bu sözünden sonra kendi yetkilerinden, yarattığı çok özel kullarına da veriyorsa, onları da kendi hükmüne ortak etmiş ve KÜÇÜK İLAHLAR YARATMIŞ OLMAZ MI?

Bakın bu ayet,  hesap gününden bizlere örnek veriyor ki, yapılan yanlışları tekrar etmeyelim.  Şefaat konusunda, ayette geçen bu cümlenin ne derece yanlış tercüme edildiğine kanıt Bakara 123. ayettir. Bakın Allah ne diyor hesap günü için. “KİMSENİN KİMSE NAMINA BİR ŞEY ÖDEMEYECEĞİ, HİÇ KİMSEDEN FİDYE ALINMAYACAĞI, KİMSEYE ŞEFAATİN YARAR SAĞLAMAYACAĞI VE ONLARIN YARDIM GÖRMEYECEĞİ GÜNDEN SAKININ.” Yine Bakara 48. ayette Allah şefaat konusunda, hesap günü sakın umutlanmayın, birbirinizden medet ummayın diyerek, bizleri nasıl uyarmıştı hatırlayalım. “ÖYLE BİR GÜNDEN SAKININ Kİ, O GÜN HİÇ KİMSE BİR BAŞKASI ADINA BİR ŞEY ÖDEYEMEZ. HİÇBİR KİMSEDEN HERHANGİ BİR ŞEFAAT KABUL OLUNMAZ, FİDYE ALINMAZ.” Demek ki SEBE suresi 23. ayette, Allah katında kendisi dışında şefaat için izin verdikleri yokmuş. Peki, bu ayette bu cümlede ne diyor, nasıl anlamalıyız. Bunu da farklı mealden yazalım ki doğru anlayalım.

SEBE 23: ONUN KATINDA ŞEFAATİN, ONUN İZİN VERDİĞİ KİMSEDEN BAŞKASINA YARARI OLMAZ. İçten yakarışları sona erdiğinde onlara; “SAHİBİNİZ NE DEMİŞTİ?” diye sorulur: “TAMAMIYLA GERÇEĞİ SÖYLEMİŞ” DERLER. O, yücedir, büyüktür. (Süleymaniye vakfı meali)

Bakın şimdi nasıl taşlar, yerli yerine nasıl oturdu. Allah ın katında şefaatin yani bağışlanmanın, kayırmanın Allah ın hoşnut olduğu kullarından başkasına yararı olmaz, yani ALLAH IN HALİS KULLARINDAN BAŞKASINA, ŞEFAAT ASLA YARAR SAĞLAMAZ DİYOR. Sebe 23. ayetinde Allah, kendisinden hoşnut olduğu kulları için bir değerlendirme yapacağını ve dünyada yaptıkları değerlendirilip, sevabı ağır gelenlerin küçük günahları affedileceği, yani onlara şefaat edileceği müjdesi veriliyor.   

Bu söylediklerimizin doğru olup olmadığını, ayetin devamından ve öncesi sonrasındaki ayetlere bakarak daha iyi anlamaya çalışalım. Ayetin devamında, içten yakarışlar sona erdiğinde hesap görüldüğünde, sorgudan çıkanlara bakın birileri bir şeyler sorduğu örneği veriliyor. Çünkü bahse konu kişiler, Allah a günahlarının affı için dua ediyorlar. Bu kişilere, Rabbimiz yaratıcımız ne dedi size diye sorduklarında verdikleri cevap, aslında Kur’an dan nasiplenen bir Müslüman için, her şeyin anlaşılır olması gerekir. Bakın nasıl bir cevap vereceklermiş. “ALLAH TAMAMIYLA GERÇEĞİ SÖYLEMİŞ.” Peki, Allah bizlere mahşer günü nasıl bir gerçekle karşılaşacağımız söylemişti? “HİÇ KİMSENİN BİR BİRİNE ŞEFAAT EDEMEYECEĞİ, O GÜNDEN SAKININ.” Değerli dostlarım, lütfen Allah ın ayetlerine kulak verelim ve Allah ın sözleri/ayetleri ile oynayanlardan uzak duralım, yoksa hesap günü pişman oluruz.  Ayeti anlamaya devam edelim. Sebe 23. ayetin bir öncesine bakalım şimdide.

Sebe 22: De ki, (aranıza koyup) ALLAH’A YAKIN SANDIKLARINIZA; GÖKLERDE VE YERDE ZERRE KADAR HÂKİMİYETİ OLMAYANLARA YALVARACAKSANIZ YALVARIN. Onların bu iki yerde ne bir or¬taklıkları ne de Allah’ın onlardan bir destekçisi vardır. (Süleymaniye vakfı.)

Bakın ayette zaten, çok net bir uyarı var Müşriklere. Çünkü müşrikler Allah ın yanında onun yetkileri ile donattıkları şefaatçiler ediniyorlar ve Allah katında bunlar bizim şefaatçilerimiz diyorlardı. Allah da deki bunu söyleyenlere diyor ve Allah a yakın sandığınız, edindiğiniz O veli kişilerin göklerde ve yerde hiçbir hâkimiyeti yoktur, söz sahibi değillerdir, böyle olduğunu sizlere bildirdiğim halde hala, onlara yalvarıp onlardan şefaat dileyecekseniz, dilemeye devam edin diyor.  Bu durumda Sebe 23. ayetin ilk cümlesinde Allah, hesap günü kendi günahını bile affetme yetkisi olmayan insanlara Allah, bir başkasına şefaat etme yetkisini verir mi? Allah Elçisine bile Muhammed 19. ayetinde, KENDİ GÜNAHLARIN İÇİN BANA DUA ET DİYOR. Bunları unuttuk mu yoksa? Sebe 23. ayetin devamındaki bazı ayetlere bakalım şimdide. Özellikle Diyanet mealini seçtim, bakalım 23. ayette tercüme edildiği gibi, Allah ın izin verdiği şefaatçiler var mı?

Sebe 26–27–28: De ki: “RABBİMİZ HEPİMİZİ KIYAMET GÜNÜ BİR ARAYA TOPLAYACAK, SONRA DA ARAMIZDA HAK İLE HÜKÜM VERECEKTİR. O, GERÇEĞİ APAÇIK ORTAYA KOYAN, hakkıyla bilendir. De ki: “Allah’a ortak tuttuklarınızı bana gösterin! Hayır! (Hiçbir şey Allah’a ortak olamaz.) Aksine O, MUTLAK GÜÇ SAHİBİ, HÜKÜM VE HİKMET SAHİBİ ALLAH’TIR.” BİZ, SENİ ANCAK BÜTÜN İNSANLARA MÜJDELEYİCİ VE UYARICI OLARAK GÖNDERDİK. Fakat insanların çoğu bilmezler. (Diyanet meali)

Aslında ayetleri tarafsız okuduğumuzda, her şey çok açık anlaşılıyor. Ama bizler Kur’an ı okumaya başlamadan önce, Nahl suresi 98. ayetin gereklerini yerine getirmeden okuduğumuz batıl ve hurafe inançlarımızın etkisinde kaldığımız için, ayetleri doğru anlayamıyor, batıl inançlarımıza kanıt yaratma çabasında oluyoruz. Bakın Aramızda Hak ile hükmedecek, yani karar verecek olanın yalnız Allah olduğunu, çok açıkça bizlere bildiriyor. Allah a ortak tuttuğunuz, yani Allah ın sevgili kulu diyerek, bu kişi Allah dostu onu Allah ile aramıza aracı koyarsak, onun sayesinde günahlarımıza şefaatçi olur diyorsak, onların hesap günü hiçbir şey yapamayacağını bizlere şimdiden Allah hatırlatıyor. MUTLAK GÜÇ SAHİBİ HÜKÜM VE HİKMET SAHİBİ ALLAH TIR DİYOR. Tüm bunca açık bilgilerden sonra Allah, hesap günü yalnız kendi yetkisine aldığına hükmettiği ve şefaat tümden Allah a aittir dediği hükmünde değişiklik yapıp, bazı kişilere de şefaat yetkisini vermiş olacağını düşünmek, ancak kendimizi aldatmaktan başka hiçbir işe yaramaz.

Sebe 28. ayetin son kısmında, Elçisi hakkında söyledikleri bile tek başına, şefaat konusunda yapılan yanlışa bir kanıttır. Hatırlayalım Allah Elçisinin yetki ve sorumluluklarını bizlere hatırlatırken, bakın ne diyor. “BİZ, SENİ ANCAK BÜTÜN İNSANLARA MÜJDELEYİCİ VE UYARICI OLARAK GÖNDERDİK.”“SENİN GÖREVİN SADECE TEBLİĞ ETMEKTİR.” “RESULE DÜŞEN, APAÇIK TEBLİĞDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.”  Bunca açık ayetlere gözlerimizi kapatıp, batılı hak ile değiştirenlere söyleyecek sözüm olamaz. Onların işi ancak, Allah a kalmıştır. Dilerim yaşadığımız batılın, bizlerin üzerindeki baskısından, Allah ın nuru ile kurtulan ve yalnız Allah ın ipine sarılan, halis kullarından oluruz.

Saygılarımla
Haluk GÜMÜŞTABAK


Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Linklerin Görülmesine İzin Verilmiyor. Üye Ol ya da Giriş Yap

Sayfa: [1] 2 3 ... 24
web hosting Domain Web
İçerik sağlayacı paylaşım sitelerinden biri olan sevdaligul.com forum sitemizde 5651 Sayılı Kanun’un 8. Maddesine ve T.C.K’nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. sevdaligul.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler sevdaligul@gmail.com  adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde sevdaligul.com  yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve size dönüş yapacaktır.